LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Söylem-Eylem ve Sonuç03 Nisan 2016Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Neyi yap, neyi yapma. İyilik yap kötülükten kaçın diyenler kötüleşti, helal kazan haram yeme diyenler zenginleşti, büyüklerini dinle sözlerinden çıkma diyenler büyüklerinin zenginlikleriyle büyüdü.

Sözünde ve özünde farklı olan insanlar peydahlanmaya başladı ki, artık insanlar kalabalık ortamlarda fikirlerini söyleyemez oldu. Kulaktan kulağa misali söylenen sözler,  değiştirilerek birilerine ulaştırılmaya ve nitekim bu durumda iyilerle kötülerin yerleri de değiştirilmeye başladı. Kimse yanındakilerden emin değil, kimse ne söylediğinin farkında değil.

Söylemlerde tutulmayan hatta erişilmesi zor bir toplum, eyleme geldiğinde kapıdan dışarı kafasını bile çıkaramıyor. Hayatı siyaset ve futbol olan bir toplum, işlerini sonuca vardırmak için değil, uçuruma vardırmak için savaş veriyor sanki.

Tabii devlet de bunlardan haliyle yararlanmaya çalışıyor.

Söylem ve eylem paradoksu, sosyal medya üzerinde farklı, normal hayatta farklı vuku buluyor. Belki de bu durum, dünyada üstesinden gelinmesi en zor durumlardan biri olabilir. En iddialı söylem eylem birlikteliğinde bile, belli tercihler ve öncelikler ön plana çıkmaktadır.

Gerçek hayatta sürekli karşımıza çıkan bu tutarsız davranışlar (ikinci kimliğimiz olan) sosyal medyada da bariz bir şekilde görülmektedir. Aynı toplum ve kültürün birer parçası olan bireylerin, kendi vicdan terazisinde kendisi dışındaki herkesi tartmaya başlar.  Sosyal medyada vicdanını rahatlatan kişiler, gerçek hayatta  maddi veya manevi yardımlardan kaçınabilirler. Böyle zamanlarda ya yokmuş, ya da hiç olmamış gibi davranılarak vicdani bir rahatlama hissine kaptırırlar kendilerini.

Yıllar boyu Trakya’mızda yaşanılan hadiseler ve bu konudaki söylemler,  adeta burada yaşanan bu ikilemi ortaya çıkarmaktadır.

Daha 1920 li yıllarda başlayan farklı söylemlerin yanında, farklı düşünceler ve hayatımıza yansıtılanlar,  yenilmesi zor lokma da olsa, yılların da etkisiyle bu topluma yedirilmiş.

1-Hiç kan akıtılmadan verilen bu toprakların sorumluları bizim içimizden birileri değil miydi. Toplanılan komisyonda kaçı Yunan, kaçı Türk ve kaçı Ermeni idi? Bu konuda kimlerin hangi eylemi oldu?

2- Müftülük seçimleri olaylarında 5 sene boyunca aldatılan bu insanlara verilen vaadler nelerdi ve bu olaylar için hangi eylemler yapıldı?

3- Eğitim sorunlarında söylemler haricinde hangi eylemler yapıldı, yapılsada ne kadar ciddiye alındı?

4-Bu azınlığın dini inançlarına bile el uzatan kişilere karşı,  söylemler dışında en son ne zaman eylem yapıldı?

5- Eşit vatandaşlık muamelesi görmeyen bu insanlar, toplu halde en son ne zaman seslerini yükseltti?

Sayılacak aslında o kadar çok şey var ki, satırlara sığmaz. Etik olmak gerekirse, toplumun belki de % 80'i sosyal ağlar aracılığı ile vicdanlarını rahatlattılar. Her ağızdan bir ses yükseldi belki ama, bu ses çok güçsüz kaldı, çünkü bu ses,  sadece bilgisayarlarda ve belki de farklı ve yalancı isimlerle yükseliyordu. Bu ses,  sadece söylemlerdi. Gördüğü her haberin başlığından yola çıkarak yükselen seslerdi bunlar.

Tarafını belli etmekle, o tarafın bekası için bir şeyler yapmanın arasında ince bir çizgi vardı, işte biz bu çizgiyi göremedik veya görmek istemedik. Çünkü teoriden pratiğe geçmek, hem zaman alıyordu hem de zordu. Böylelikle çift kişiliğe bürünmüş insanlar yarattık kendi içimizde. Bir tarafımız iyi ve cesaretli, diğer tarafımız korkak ve yalnız. Bu yüzden güvenemez olduk birbirimize, bu yüzden mutsuz ve huzursuz bir hal aldı hayatımız belki de. Bu davranışlar aslında kendimize hükmedemediğimizin en büyük kanıtıdır ve kişi bunu kontrol edebildiği derecede mutludur.

Yakında başkalarını anlayamıyorum söylemleri, artık kendimi anlayamıyorum durumuna geldiğinde, zaten  her şey  çoktan bitmiş olacak. Kenetlenmek için hedefe olan inancımızın bir olması, kişilik veya karakterlerin değişmemesi için bunların maddi değerlerinin çok yüksek olması ve sunulan tekliflerde oyuna gelmememiz gerekiyor ki, bunun için de ilk unsur inançtır. İnancımızı kaybettirmeye çalışan bu zihniyetlere izin verirsek, geleceğimiz de parlak olmayacaktır. Her toplumun içinde çıkarcılar veya hainler olacaktır ama,  bunların çoğalması veya azalması yine bu inanç sayesinde birlik olacak insanların elindedir. Bu kriz dönemlerinde ekonomik darboğazda olan toplumlardan yararlanmaya çalışılacak ve belki de kayıplar daha fazla olacak ama,  her insanın bir onuru olmalı ve en azından ucuza satılmamalı.

Kendinize yüksek bir değer seçin, en azından ucuz fiyata dinlerini değiştirenlerden olmayın. Herkesin parası kadar değil,  namusu ve onuru kadar konuşmaya hakkı olan bir yerde,  beş paralık dediğiniz  bu dünyada, arkanızda güzel şeyler bırakmaya çalışın. İçinizle dışınız farklı olmasın, dansözlüğe gerek yok, onlardan zaten yeterince var.

Fırıldakların azaldığı, yamukların inine çekildiği, ikiyüzlülerin maskelerini çıkarmak zorunda kaldığı bir Azınlık temennisiyle yazıma son veriyor, esenlikler diliyorum.

Haftaya görüşünceye dek Hoşça kalın Dostça kalın...

SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerAvrupa ekonomisi ağır bedel ödüyor, riskler artıyorAB Kovid-19 aşısı için yeni sözleşme imzaladıNATO, Türkiye ile Yunanistan arasındaki mekanizmayı güçlendirmek istiyorMeslekten ihraç edilen komiserler Yunanistan'a kaçarken yakalandıFenerbahçe Beko, Panathinaikos OPAP'ın konuğu olacak
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech