LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
İslâm'da Din Anlayışı12 Mayıs 2016Prof. Dr. Osman Eskicioğlu

Batı dünyasının din anlayışını, bilhassa Rönesans’tan sonra Allah'tan gelen vahye dayalı bir din inancının felsefe ile yıkıldığını, dinin sadece bireyle Allah arasında sınırlı ilişkilere indirgendiğini, hatta aklın vahyin yerini alarak doğal din ya da tabii din diye bir takım şeyler uydurulduğunu görmüş bulunuyoruz.

Hiç şüphesiz bunlar çıkmaz sokaktır, insanın derdine çare olacak şeyler değildir. Öyleyse şimdi hemen İslam'ın din anlayışına geçelim.

Biz burada dini bütün yönleriyle ele alamayız; eğer öyle yapacak olursak, hem konumuzun dışına çıkmış ve hem de yazımızın satırlarını artırmış oluruz. Ansiklopedik bilgiler verildiği halde, Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yayınlanan İslam Ansiklopedisi’nde “din” maddesi 40 sayfa kadar yer tutmaktadır. Biz burada din maddesinin kelime ve terim manalarını verdikten sonra daha çok hukukla olan irtibatı üzerinde duracağız.

Yani İslam hukuku denilince ne anlaşılmalıdır veya İslam'ın hukuka getirdikleri nelerdir, bunları açıklamaya çalışacağız.

Din, kelime olarak Arapça "deyn" kökünden gelen bir isim veya mastar olup adet, durum, ceza, mükâfat, itaat ve hesap manalarına gelir.

Elmalılı merhum, "din kelimesi lisan-ı Arapta ceza, hisap, kaza, siyaset, taat, adet, hal, kalır, nihayet bütün bunlarla ve hepsine mebna ve miyar olan millet ve şeriat manalarına gelir." demektedir.

Terim ve ıstılah olarak ise din, İslam bilginleri tarafından şöyle tarif edilmektedir: "Din, akıl sahiplerini Resulün (s.a.) getirdiği şeyleri kabul etmeye davet eden bir vaz-ı ilahidir."

Tehanevi de dine şöyle bir tarif getirmektedir: "Din, akıl sahiplerini kendi ihtiyar ve iradeleriyle, halde barışa, gelecekte ise kurtuluşa sevk eden bir vaz'-ı ilahidir."

Büyük İslam hukukçusu Molla Hüsrev de dini şöyle tarif eder: "Din, sözlük olarak itaat demek, örf olarak ise, akıl sahiplerini kendi güzel iradeleriyle, bizzat hayır olan şeye götüren bir vaz'-ı ilahi demektir."

Muhammed Aziz Lahbabi, İslam dininin iki kaynağı olan Kur'an ve Hadis hakkında şöyle der: Kur'an ve Hadis, sosyal ve ahlaki hareket ve davranışları, duygusal hayatı; hem özellikle dini ve hem de iktisadi, siyasi ve hukuki hayatı, en geniş anlamıyla, her alandaki günlük hayatı sevk ve idare eder.

Burada dikkat edildiği zaman görüleceği gibi İslam âlimleri hemen hemen birbirine çok yakın tanımlar yapmışlardır. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır tefsirinde, Ahmet Hamdi Akseki de yazdığı İslam adlı eserinde bu din tariflerinin çok güzel açıklamalarını yapmışlardır. Daha fazla bilgi almak isteyenleri oralara bakmalarını tavsiye ederek biz sadece şunları ifade etmek istiyoruz:

Din, insanları tamamen faydalı ve hayırlı işleri yapmaya çağırır. Din, ne tür olursa olsun zararlı ve kötü olan şeyleri terk etmemizi ister. Dinin muhatabı akıl sahibi olan insanlardır. Buna göre hayvan, bitki ve cansız varlıkların, çocuk, deli, bunak ve akılsız olanların din ve diyanetle ilgileri yoktur ve böyle olanlar dinin herhangi bir emir veya yasağıyla sorumlu tutulamazlar.

Dini yaşayan insanlar, dinin kurallarını, hiçbir şahıs ve hiçbir kurumun etkisi altında kalmadan sadece kendi özgür iradeleriyle serbest bir şekilde yerine getireceklerdir. Çünkü tarifte geçtiği üzere akıl ve irade dinin şartıdır. Dini yaşamak ve onu eyleme geçirmek demek olan diyanetin bir rüknü, esası ve temelidir. Akıl bulunmayınca dinin hitabı, teklifi ve alakası bulunmayacağı gibi, insanın özgür iradesi olmadan da dinin yaşanması, yönlendirmesi ve etkisi olamaz.

Elmalılı'nın dediği gibi, bilgin ve akıllı olmak dindar olmaya gerçekten yeterli değildir; dindar olmak için dini hem bilmek ve hem de sevmek gerekir.

Dinin başka bir özelliği de onun Allah tarafından konulmuş olmasıdır. Böylece dinin, Allah'ın peygamberleri aracılığı ile insanlara bildirdiği bir takım esaslar ve prensipler olduğu ortaya çıkmış oluyor. Şu halde insanların ortaya koymuş olduğu şeylere hakiki manada din demek yanlıştır.

Bu anlayışa ve dinin bu özelliğine göre batının doğal din diye akıl ürünü uydurdukları bir takım safsatalara din demek tamamen haksız ve eşyanın tabiatına uymayan bir isimlendirme olur. Burada bir örnek vermek gerekirse mesela insanın yavrusu insandır; keçi yavrusuna da oğlak denir. İnsan yavrusuna oğlak adı verilemez.

Aynı şekilde din Allah'ın eseridir; insanların eseri değildir. Allah'ın buyruklarına, koyduğu prensiplere ve insan hayatı için tespit ettiği nirengi noktalarına böylece din adı verilir.
İslam hukuk literatüründe buna aynı zamanda şeriat da denir.

İnsanın koyduğu düşünceler, esaslar ve kurallar ise ne din ve ne de şeriattır. İslam hukukçularının naslara, ayet ve hadislere dayanarak, ortaya koydukları içtihat ve kıyaslar bile din ve şeriat olamaz. Abdülkadir Udeh, İslam Şeriatı adlı eserinde şunları yazmaktadır: "İslam, Allah'ın peygamberi vasıtasıyla gönderdiği, Kitabı Mübin’inde belirttiği hükümlerin tümüdür. Bu hükümlerin bir adı da şeriattır.

Şu halde şeriat, İslam'ın ortaya koyduğu itikat, ibadet, iman, muamelat, idare, siyaset vs. hem uhrevi, hem dünyevi hükümlerin tümünü kapsayan sistemdir.

Bu din ve şeriat konusunda daha fazla bilgi almak isteyenlere büyük İslam bilgini Ebu'l A'la el-Mevdudi'nin İslam'ın Anlaşılmasına Doğru adlı eserinin vı. Bölümünü okumalarını tavsiye ediyorum.

 

Yazarın Diğer YazılarıNamaz bizlere ne öğretiyor?‘Ne yapalım, alın yazım böyleymiş…’Millet ve ümmet bilinciKültür hala geçerli midir?Para karşılığı din satan kişileri dinlemeyinGüncel Haberlerİdadiye Okul Aile Birliği seçimleri yapıldıGravanis, Gümülcine Belediyesi için başkan adaylığını açıkladıMillet Gazetesi İstanbul'da düzenlenen Filistin toplantısına katıldıSuudi Arabistan'a giden Gabon Cumhurbaşkanı kayıpAB savunma alanında bağımsız aktör olmaya hazırlanıyor
© MİLLET MEDYA 2018 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech