LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Haftanın İçinden Kahve Sohbetleri 14919 Nisan 2012Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

SUDAN UCUZ OY VAR, SİZ DE BUYURUN
Buyurun buyurun utanmayın, herkese yetecek kadar bol bol var. Bu seçimlerde kimisi 9.000’den, kimisi 10.000’den kimisi de 17.000’den başlıyor oy toplamaya. Allah kolaylık versin. Ya herkes uykuda daha uyanmadı ve tatlı rüyalar görmeye devam ediyor, ya da bu azınlıkta seneler boyunca vatandaşlıktan uzaklaştırılan ve resmi rakamlara göre 60.000 civarında olan Haymatlos’ları da yeniden vatandaşlığa aldılar da bizim haberimiz yok. Yahu sakın bu milletvekili adaylarına seçim öncesi oy savaşında kullanabilmeleri için bizim bilmediğimiz bazı şeyler vermesinler? Çünkü düşünürseniz biri dokuzdan, biri ondan, bir diğeri de beşten veya on beşten başlarsa, kullanılacak olan oylar nerdeyse altmış- yetmiş bine çıkıyor. Bu da insanın aklına ister istemez vatansızları getiriyor. Güzel olan başka bir şey daha var. Her aday kendine göre 1.500 veya 3.500 oy ile milletvekili. Yani şu an Ahmet Hacıosman’la kimsenin bir kavgası veya rekabeti yok, hepsi üçüncü milletvekili olmak için yarış veriyor. Herkes listesinde bulunan diğer adaylardan daha fazla oy almak için savaş veriyor. Önemli olan, tabii ki Rodop bölgesinde üçüncü parti gelebilmek ve o oyları toplayabilmek için de gerekli vaadleri verebilmek. Vaadler muhakkak ki her defasında olduğu gibi aynıları olacak, çünkü malum, azınlığın problemleri senelerdir aynı şekilde devam edip herkes tarafından biliniyor, bu da yetmiyormuş gibi katlanarak devam ediyor. Ne o, hep aynı problemlerle mi kalacaktık yani? Tabii ki üstüne hayatımızı etkileyen bir sürü problem daha eklenecek. Şimdi adaylarımız bu kök salmış problemleri mi çözecekler, yoksa yenilerine mi el atacaklar? Bu kadar kısa bir zaman zarfında, tüm köyleri dolaşabileceklermi, yoksa sadece oy alma ihtimali olan bölgeleri mi tercih edecekler? İşleri zaten zor, bir de kriz daha fazla başlarını ağırtacak gibi görünüyor. O, ben yeniyim, ben temizim sözleri de artık pek işlerine yaramayacak gibi görünüyor. Zaman akıp gidiyor, 6 Mayıs kapının ardında, bu zaman zarfında oy uğruna daha bilmediğimiz bir şey ortaya çıkacak gibime geliyor. Kendi alın teri ile kimseye dokunmadan siyaset yapabilecek insanlar da çok az ya burada, işte bu yüzden dolayı, oylar sudan ucuz dedik ya yazımızın başında...

ÖZE İNMEDEN GÖZ ÇIKARMAK
Bu da nasıl oluyor şimdi demeyin çünkü oluyor işte. Öze inemeden herşey sözde kalabiliyor. Zaten öze inemediğimizden dolayı genelde göz çıkarmaya gideriz ya ve ne yazık ki bu seçim öncesi daha da bir yoğunlaşır. Problemleri toplanıp konuşmaktansa, anında halletmek huyumuzdur bizim, yazılı olarak değil de sözlü olarak aldığımız vaadler ise hep olacakmış gibimize gelir. Hiç biri de olmasa, bunu ispat edecek bir şeyimiz de yoktur zaten. Ondan sonra kenara çekilir bekleriz. Sular durulduğunda da dalgalanması için, halkın nezdinde kabul edilebilir şeylerle, “bunlar bilmez” deyip, bu insancıkları kandırmaya gideriz. Ama yok artık, bu halkı bilgilendirmek için biz de varız, bu halk artık gerçeklerin farkında. Yok artık öyle yalan dolanlarla oy toplamak, yok artık öyle sadece seçim dönemlerinde ortaya çıkmak. Gerçekleri dile getirmek isteyen ve sorulan her soruya cevap verebilecek babayiğitler varsa buyursun gelsin, kapımız açık. Yeterki bu halkın yararına çalıştıklarını veya çalışacaklarını ispat etsinler yeter...

“Birşeyin kesin olmaması onu çekici kılar” der atalarımız, doğudur. Bilinmeyenleri merak ederiz hep, görülmeyenleri görmek isteriz, olması zor olanların peşinden koşarız. Hayat da böyle bir şeydir işte, bilinmeze doğru ilerlemek, bilinenleri önemsememek. Kabul etmek, kabullenmek de zordur aslında insanoğlu için, çünkü herkes herşeyi bildiğini zanneder, ya da herkesten daha iyi bildiğini sanar. Asıl problem de buradadır zaten. Hepimiz ne istediğimizi çok iyi bilmemize rağmen, nasıl isteyeceğimizi bilmeyiz. Karşımızdakinin psikolojisini ölçmeden, onun ne düşündüğünü bilmeden sadece isteriz. Bilgilendirmeden, sindirmeden, beynine giremeden. Aslında düşünmeye ve taktiğe daha fazla zaman harcasak, çok daha fazla şeyler elde edeceğiz ya neyse. Buna da şükredelim mantığı ile ilerledikçe bir arpa boyu yol gitmemiz çok normal. Hani köylü kadın kocasına yemek olarak bir parça saman önüne koymuş da adam deliye dönüp kadına bağırmaya başlamış. “Bu ne böyle, beni hayvan mı sandın” dediğinde kadının verdiği cevap da hayli etkileyici olmuş. “Ne bileyim, 20 senedir sana yemek yaparım, saman yemediğini gösteren tek bir kelime etmedin ki.” Senelerdir vereceğiz deyip de verilmeyen haklar için ve onların yerine verilirmiş gibi gösterilen küçük şeylerle kıyaslandığında bayağı bir mantıklı hikaye aslında...

Bu haftaki fıkralarımız, seçim arefesi olması vesilesiyle 2 tane, her biri de ayrı ayrı adalet ve siyasetin inceliklerinden bahsediyor.

ÇİLEK TUZA BANILIR MI?
Sadrazam Mithat ve Rüştü Paşalar, ziyafet için Sadrazam Yusuf Kamil Paşa’nın yalısına çağrılmışlar. Kamil Paşa, yemekten sonra getirilen çileği dalgınlıkla şeker yerine tuza banarak yediğinde, bozuntuya vermeden “Aman ne leziz oldu” demiş. Rüştü Paşa da bunun iyi olduğunu sanıp onu taklit etmiş, işi pişkinliğe vurup aynı sözü söylemiş. Yemekteki Minas efendi fırsatı değerlendirip Mithat Paşa’nın kulağına eğilmiş: “Çileklere yaptıkları önemli değil! Maalesef millete de aynı şeyi yapıyorlar!”...

ADALET ARAYAN EŞEK BİLE OLSA VERİN
Sultan, memlekette adalet hizmetinin iyi gitmediğini fark etmiş, şöyle ferman yayınlamış: “Haksızlığa uğradığını, davasının iyi görülmediğini düşünen biri olursa, sarayın kapısında asılı tokmağı demire vursun!” Bir gün kapıdan büyük bir gürültü gelmiş. Sultanın adamları koşup bakmışlar, çevrede kimseler yok. Sultan adalet isteyen o kişinin mutlaka bulunmasını emretmiş. Sonunda az önce ötede bir eşeğin kapının önünden geçerken tokmağa çarptığını öğrenip rahatlamışlar. Ama Sultan rahatlamamış, eşeğin sahibinin bulunmasını istemiş. Anlaşılmış ki; eşek saraya yakın bir yerde oturan bir köylününmüş, yaşlandığı için de meğerse dışarı bırakılıvermiş zavallı: Sultan köylüyü çağırtarak “Bu eşek gençliğinde sana onca hizmet etti, şimdi de sen ona bakacaksın’” deyip göndermiş. Çevresine de şöyle demiş: “Adalet arayan eşek bile olsa verin.”  Burda ise millet bazı durumlarda eşek yerine konduğunu bile bile bir şey demez iken, insan olduğu dönemlerde bile hakkının verilmesini bekler, bekler, bekler...

Bu haftalık da bu kadar değerli dostlar, haftaya görüşünceye dek Hoşça kalın Dostça kalın...

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerYüksek Tahsilliler Derneği'nden lise öğrencilerine yönelik çevirimiçi söyleşiFransa'nın İslam düşmanlığına Arap ülkelerinden tepkiler devam ediyorBatı Trakya'da koronavirüs vakaları artıyorYunanistan'da günlük vaka sayısı bine yaklaştıMilletvekili İlhan Ahmet iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech