LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Cümbür Cemaat Demiştik05 Ağustos 2016Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

11 Eylül 2009 yılında kaleme alınmış ve Millet gazetesinde yayınlanmış, fakat cümbür cemaat bölümündeki cemaat isimleri o günün şartlarına göre etik bulunmadığından, isimsiz olarak yayınlanmış ve bu yazının ardından hükümetle Fetö'nün arası açılmış ve işte 2013'ten bugünlere bu gördüğümüz şekliyle gelmiştir. Yazımın orjinal halini şimdi sizlerle yeniden paylaşmak istedim, sadece fıkra bölümü bu yazının içinde değil sonradan yazılmadır...

Hislerin ve yaşanılan tecrübenin ne olduğunu anlamak açısından benim için bu yazı çok önemlidir. Genç kardeşlerime geleceği görebilmeleri açısından belki biraz ışık tutar...

GERİ DÖNÜŞÜM KUTUSU OLMAYAN BİR DÜNYA: Mehtaplı gecelerde el ele yürümeye benzemiyor, hayatta herkesle el ele yürümek. Bir olmak, beraber olmak hiç te kolay değilmiş normal hayatta mesela, aşklı meşkli günlerde yaşandığı gibi. Toz pembe günler sona erdiğinde farkına varıyor belki insan geri dönüşüm kutusuna bakmaya ama, oraya attıklarını geri alamıyor işte bilgisayarda olduğu gibi, yeniden geri gönderemiyor hiçbir şeyi. Sadece oraya attığını hatırlıyor ve hayal kuruyor. Bir film şeridi gibi geçiyor işte o zaman hayatı gözlerinin önünden hızlı bir şekilde, yaptıklarını ve yapamadıklarını hatırlıyor. Yapamadıkları için daha fazla üzülüyor, her ne kadar yaptıklarından pişman olsa da. Geri dönüşüm kutusu olmayan bir dünyada yaşadığının farkına varıyor o an, zaman geçmiş, zaman akıp gitmiş olmasına rağmen. Yaptıklarının değil yazdıklarının, yaşadıklarının değil yaşatabildiklerinin kalacağını anlıyor sanki. Gelmiş geçmiş bomboş bir dünya, sadece geri dönüşüm kutusu dolu. Hayatından geriye kalan sadece bir geri dönüşüm kutusu…

CÜMBÜR CEMAAT: Yukarıda felsefe yaparken, birden Barış Manço’nun bir şarkısı geldi aklıma. A de bakayım, bir de Y, şimdi de I, oku bakayım diye başlayan bir şarkısı. Tabii herkes bu harfleri okurken Barış Manço, şimdi erkekler, şimdi sadece kızlar derken bir ara Cümbür Cemaat diyor ya, işte o anda insanın şarkıyı kapatası geliyor. Sanki insanın kulak zarları patlayacak. Desibeli en yüksek olan bölümü herhalde o bölüm şarkının. Bir taraftan birlik olunca sesimizin ne kadar fazla çıktığının farkına varıyoruz, bir taraftan da, sesi bozuk olanların daha fazla bağırmalarından rahatsız oluyoruz. Kardeşim ne olacak sanki o yüksek seslileri de güzel seslilerden alsan, ne olacak sanki ayı diye bağıran o ayıları, o topluluktan dışarı çıkarsan. O zaman bu cümbür cemaat daha iyi çalışmayacak mı?  Cemaat dedik te aklımıza geldi, geçen gün bazı arkadaşlarla muhabbet esnasında, sevdiğimiz cemaatleri biraz iyi anlamda eleştirirken bir kanaate vardık. Milli Görüşçüler dava insanı, Süleymancılar Allah insanı,Fetullahçılar ise çıkar insanı deyiverdik aniden ve ondan sonra da yeniden düşünmeye başladık.  Aslında bir de armudun iyisini ve irisini sevenleri bu birliklerden  bir uzaklaştırabilseler, o zaman işte Ayı kelimesi bile Cümbür Cemaat tarafından söylense de kulağa yine hoş gelecek dedik…

MENFAATİM SÖZ KONUSUYSA VARIM: Diye diye zaten bu hallere geldik ya. Benim menfaatim, benim geleceğim, benim bilmem neyim. Allah göstermesin, elimize bir güç geçmesin, biz yapacağımızı çok iyi biliriz. O zaman Azınlık bir yana, biz bir yana. Her zaman övünürüz ya "Biz Osmanlı Torunuyuz" diye, E tamam da, o zaman bu yaptıklarımızla ecdadımıza nankörlük yapmış olmuyor muyuz? Dedelerimizin kemiklerini sızlatmıyor muyuz? Osmanlıda ikiyüzlülük mü vardı, Osmanlıda iftira ve dedikodu mu vardı? Muhakkak bunlar da vardı ama cezası da iyiydi. Güvenini sarsan birine faklı gözle bakılır, yalan söyleyenlerin yanında bir şey konuşulmazdı. Şimdi bırakın konuşmayı, günlük hayatın yarısından fazlası bunlarla geçiyor. Herkes bir diğerini hor görüp, şüphelerini ve şikayetlerini daha büyüklerine rapor eder iken, gün de zaten geçmiş oluyor. Teknoloji çok hızlı ilerlese bile, iki ayaklı gazeteler bunu hala kabullenmiş gibi gözükmüyorlar. Ve işin ilginç tarafı, demek ki bunları dinleyen ve inanan insanlar var ki, bu adamlar da çoğu defa prim yapıyorlar. İyilik ve dürüstlük tohumları da yeşermeye başladı tabii ki, çünkü bir diğerinin yükselmesini isteyen, hatta o mevkie eğer layıksa yardım edenler bile çoğaldı. Belki bundan böyle layık olan kişi, layık olduğu yerde olur da, bu Azınlık da artık birbirine güvenmeye başlar, ben değil biz kelimesiyle konuşmaya başlar…İnşallah…

İYİ OLSA DA KARŞI ÇIKMAK MODADIR BURALARDA: Sen yaptıysan moda, başkası senin düşündüğünü yaptıysa demode. Azınlıkta yapılan şeylerin azınlığa ne kadar yararlı olduğu değil, kimin yaptığı önemlidir. Birileri doğru da yapsa tanıdık biri değilse işe yaramaz, diğerininki küçük te olsa kendi büyüklüğünden yaptığı şey de değer kazanır. Yani lezzetli bir ekmek üreten de değildir aslında marifet, güzel fırını olandadır. Sanki fırın kendiliğinden çıkarır o güzel ekmekleri. Her zaman korkulmuştur akıllı ve dinamik  gençlerden, çünkü onlar acemidir, hiç bir şeyi idare edemezler, biraz değil bayağı bir pişmeleri lazımdır fırında ekmekler gibi. Ama nedense ya fırın kızgın değildir pişmezler, ya da aşırı kızgınlıktan yanar kül olurlar. Kıvamına hiç bir zaman gelemezler yani. Ondan sonra biz de kara kara düşünürüz acaba fırında mı bir problem var yoksa bizim gençlerde mi diye?

Sıra geldi fıkramıza. Bu haftaki fıkramızı aslında yazımızın başında kullanıp fıkraya göre yorumlar yapmamız lazımdı ama olmadı işte. Fıkramız bizi o kadar güzel anlatmış ki sanki dünyanın her yerinde biz aynıyız. Ama burda galiba daha da bir farklıyız, çünkü bizim Pamuk prensesin masalında olduğu gibi cadının elinde bulunan ayna gibi bir de büyülü aynamız var. Ama biz cadı gibi "ayna ayna söyle bana benden daha güzeli varmı" değil de "ayna ayna söyle bana benden daha kralı varmı" diye soruyoruz. Yaptığımız işlerle değil kullandığımız insanlarla öne çıkıyoruz. Birliğimize destek verenlerle değil, birliğimizde biz istediğimiz için olanlara yer veriyoruz. Aferin bize hep böyle olalım, hep böyle kalalım. Darısı da herkesin başına...

Küçük kasabanın birinde bir caminin tam karşısında arazisi olan adam, bir gece kulübü inşa etmeye başlamış. İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler. Ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına da yasal olarak karşı çıkamamışlar. Tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu gece kulübü için her gün beddua etmekten öteye geçememiş.

İnşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu gece kulübü yerle bir olmuş. Caminin cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek görmemişler. Gece kulübü sahibi adam cami imamının ve cemaatin direk veya indirek olarak bu hasardan sorumlu oldukları iddiası ile camiye karşı tazminat davası açmış.

Cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda herhangi bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler. Bu olayın kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmemişler. Gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkeme günü geldiğinde hakim dosyayı dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp:

- Bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum, demiş.

Ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var.

-Taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir gece kulübü sahibi,

-Diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaati...!

Nasıl?

Nefis bir fıkra değil mi? Aynen günümüzde olduğu gibi kimi dinsizlerin menfaat ve çıkarları uğruna nasıl dindar gözüktükleri ile, kimi dindarların çıkarları uğruna nasıl dini inkar ettiklerinin hikayesi.. Bunu istediğiniz gibi de uyarlayabilirsiniz tabii ki...

Son olarak da Hz Mevlana’nın bir sözüyle bitireyim.

Her insan mutlu olamaz... Çünkü gereğinden fazla özler dünü, hak ettiğinden fazla düşünür yarını. Ve hiç hak etmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü...

Haftaya görüşünceye dek Hoşçakalın Dostça kalın değerli dostlar değerli arkadaşlar. En güzel günler sizlerin olsun...

SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerAvrupa ekonomisi ağır bedel ödüyor, riskler artıyorAB Kovid-19 aşısı için yeni sözleşme imzaladıNATO, Türkiye ile Yunanistan arasındaki mekanizmayı güçlendirmek istiyorMeslekten ihraç edilen komiserler Yunanistan'a kaçarken yakalandıFenerbahçe Beko, Panathinaikos OPAP'ın konuğu olacak
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech