LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Konuş ki, kim olduğunu söyleyeyim13 Ekim 2016Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Konuş ki, insanlar doğruları öğrensin, konuş ki, insanlar doğruların peşinden gelsin...

Sen de konuş dedik, konuşmayı politikacılar beceriyor dedi.

Hep birlikte konuşalım dedik, biz sizin gibi konuşamayız dedi.

Konuşmak, iletişim kurmak, anlaşabilmek. Günümüzde insanların yapabileceği en kolay şey olmasına rağmen hep askıda kalan bir unsur.

Evet konuşanlar çok ama, iletişim kuramadan ve anlaşamadan.

Konuşmak, torba dolusu boş laftan ibaretse, suya delik açmaya benzer. İletişimi kuramadan anlaşabilmek mümkün olmadığından, aynı yerimizde saymaya mahkum edilen toplumlardan biri olmaya da devam edeceğiz.

Önemli olan konuşmak değil, doğruları ne pahasına olursa olsun konuşabilmek veya bir topluluk içinde anlatabilmektir. Bunu da oy toplamak için değil, faydalı olabilmek için yapabilmektir delikanlılık.

Bu toplumda konuşanlar sadece radyocular ve politikacılar olmamalıdır. Çünkü çocuklarımızın geleceği oylardan ve yalanlardan daha değerlidir. Demir paralar gibi bu dünyanın bir de diğer yüzü vardır, ya da başka bir deyişle üstü ve altı...

Atalarımızın da dediği gibi, şerefle bitirilmesi gereken en asil görev hayattır. Bir hayata çok şey sığar ama şerefsizlik sığmamalı.

Bir lokma ekmek için şerefini çiğnetmeye, bir anlık eğlence için servetini tüketmeye,bir zamanlık mevki için el ayak öpmeye, insanları ezip geçmeye, günlük menfaatler için onurunu tüketmeye, bir kaç kişiye kızıp da diğerlerine dünyayı cehennem etmeye değmez bu dünya.

25 yıldır radyolardayım, 15 yıldır gazetelerde yazı yazıyorum, 3 yıldır televizyon alanında haber hazırlamaya çalışıyorum ve bu işlere ilk başladığım günden beri hep birlik beraberlikten bahsediyor, her defasında insanlarımızı haklarını savunmak için bir olmaya davet ediyoruz.

Sizce bu beraberlik gerçek anlamda gerçekleşmiş olsaydı, günden güne basınımıza karşı olan saldırılar artar mıydı, okullarımıza ve eğitimimize karşı yapılan haksızlıklar çoğalır mıydı, çok konuşanların sesi kısaltılmaya çalışılabilir miydi?

Doğrular acı biliyoruz ama, bizler bu özeleştiriyi öğrenemeden göçüp gidiyoruz bu dünyadan, hakkınızı helal ediyormusunuz deyip atıyorlar toprağı üzerimize. Öldükten sonra atmışlar ne yazar, biz daha hayattayken toprak atıyorlar gözlerimize ve farkında olmamak için sanki elimizden her geleni yapıyoruz.

Gazetelerimiz günden güne azalıyor, hala bir okuma alışkanlığı başarısını elde edemedik çocuklarımıza da bunu aşılayamadık, radyolarımız kapatılıyor veya farklı zorluklara tabii tutularak konuşmaları engelleniyor, ama biz hala kime istek yapalım derdindeyiz. Orkestralar ve ne dediğini anlamadığımız şarkılar yüzünden, kendi kültürümüz ve tarihimiz olan şarkı ve türküleri unuttuk. Neden? Nedeni basit aslında, tembellikten, bencillikten ve hep bulunduğu geminin kaptanı olmak isteyenlerin içinde olmaya çalışmaktan. Ama kaptanların gemi batarken en sonuna kadar bekleyen insan olması gerektiği kimsenin umrunda değil, çünkü o sorumluluğu üstlenmeye ciğer gerekiyor en önemlisi de yürek gerekiyor.

Okuma yazma bilmeyen bir yahudinin kendi gazetelerinin tümüne abone olması, ihtiyacı olmadan tüm sesini dünyaya duyuran organlara reklam verip yardım etmesi, onları bir kısım dahi olsalar dünya üzerinde bir güç sahibi yapmaya yetiyorsa, bunlardan örnek almak gerekir. Aramızda yükselenlere köstek değil destek oldukça o kişinin etrafındaki daha fazla insana iş imkanı verebilmesi ve nihayetinde da daha çok kişinin evine ekmek götürmesi anlamına geliyor. Durum böyle iken ve bu doğruları kendi içimizde kabullenir iken, o zaman bu gurur, bu kıskançlık, bu bencillik niye?

Kendi içimizde bunları düzeltmeyi beceremiyorsak bari daha fazla bozmayalım, çünkü çözümler söz vermekle değil eylemlerle ve pratiğe geçirmekle gelir. Yaptığınız iş uğruna veya patronlarınızın hatırı uğruna bir çok kişinin hakkını yemeye hakkınız yok. Sonuçta yaptığımız işlerin yanında, hepimiz birer anne veya baba, abla veya abi,hala veya teyze, yada dayı veya amcayız. En önemlisi hepimiz birilerinin evlatlarıyız ve kendi evlatlarımıza daha güzel bir dünya bırakmak zorundayız.Bunun için de söylediklerimiz değil her zaman yaptıklarımız önem taşır ve diğerlerine örnek teşkil eder. Bizim yaptıklarımız bizim fikirlerimizi yansıtır, haksızlıklara verdiğimiz tepkiler ise karakterimizi ve niyetimizi. Biz aslında nerede durulmasını ve gerektiğinde neler yapılacağını çok iyi biliyoruz,  tek sorunumuz, bunları kiminle ve nasıl yapacağımız. Liderlik yapabilecek deli dolu birine ihtiyaç var ve bu deli hala bulunamadı.

Verilen vaatler sadece sözde kalmaya devam ettikçe, insanların güveni günden güne azaldıkça, komşunun komşuya dayanamadığı bir günde acilen birşey yapılması gerekiyor artık.

Bu da tabii ki konuşarak ve konuşulanları istişare ederek yapılacak. Onun için de artık bu saklandığınızı zannettiğiniz cübbelerin içinden çıkma zamanı geldi de geçiyor.

Konuş ki,kim olduğun ne olduğun anlaşılsın artık...

Bu haftalık satırlarıma son verirken kestane kebap değil, kafamızdaki sorulara acil cevap dileyerekten veda ediyorum.

Hoşça kalın, Dostça kalın...
Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerKarabağ'da PKK'lılar Ermenistan'ın ilk savunma hattında görevlendiriliyorBrezilya'da Oxford'un Kovid-19 aşısı deneylerine katılan bir gönüllü doktor öldüErmenistan Başbakanı: Dağlık Karabağ konusu diplomatik olarak çözülemezAzerbaycan ordusu 21 köy ve 1 kasabayı daha işgalden kurtardıYunanistan Kovid-19 vakalarında en yüksek seviyeyi gördü
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech