LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Söz hakkının kul hakkını solladığı günlere doğru...28 Ekim 2016Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

İnsanlar arasında iyilikten başka hiçbir üstünlük kabul etmem. Karakterin olmadığı yerde, ne büyük sanatçı, ne de büyük mücadele adamı vardır. Orada var olan, zamanın yok ettiği, içleri boş yaratıklardır. Bütün mesele, büyük görünmek değil, gerçekten büyük olmaktır. (Ludwig van Beethoven)

Söz vermek ve yerine getirmemek, borç almak ve ödememek, kısacası söylediklerinle yaptıklarının arasında kalmak.

İftira etmek veya birilerinin dedikodusunu yapmak, kıskançlıktan başkalarını küçük düşürmek için uğraşmak, kısacası kendine ayıracağı zamanı başkası için kullanmak.

Bu saydıklarımızın içinde bir iyi niyet olmadığı gibi büyük ölçüde de kulluk hakkına giren unsurların yer aldığı bu davranışlar yıllar boyu Azınlığımıza hiç bir şey kazandırmadığı gibi aksine bir çok şeyi kaybetmesine vesile olmuştur.

Şu anda problem aslında apaçık ortada. Birileri azınlık insanını, problemlerin çözümü için destek vermediğinden  veya ilgilenmediğinden dolayı yadırgıyor, azınlık insanı ise o yadırgayan kişileri, onları anlamadığı için güvenmiyor. Bunlardan istifade eden Yunan hükümeti de, istediklerini daha rahat bir şekilde uygulamaya koyuyor. Azınlık içinde Azınlık yaratmak bu bağlamda onlar için hiç de zor olmuyor. Bir taraftan ekonomik kriz insanımızın belini bükerken, öbür taraftan çalışmadan verilen paralar, o eski alın teri ile çalışma kültürünü ve gerçeğini devre dışı bırakıyor. Çünkü  yalan bir tarafa, içimizdeki  insanlar kullanılmaya meyilli olmadığı sürece bizim bölünmemiz zor.

Sonuç mu? Birbirini anlamayan insanlar. Aynı çatı altında yaşasalar bile, birbirinden uzak insanlar. Sanki  biribirinden uzak,iki ayrı toplum gibi.

Peki her şeyi kadere bağlamak doğru mu? Sıkıştığımızda yeni yolları denemektense, içimize kapanmak ve her şeyi terketmek ne kadar doğru?

İşte size çözüm yollarının hiç bir zaman tükenmediğini anlatan güzel bir yazı. Kendinizi ne kadar kullandırıyorsunuz sorusuna bu yazıdan sonra zaten cevabınızı da vermiş olacaksınız.

Genç Macar Sanatçı Arpad Sebesy, multimilyoner Elmer Kelen'in portresini yapmak için görevlendirilmişti. Görev özellikle zordu, çünkü Kelen sadece üç kısa poz vermeye razı olmuştu. Sonuçta, Sebesy portrenin çoğunu ezberden yapmak zorunda kalmıştı.

Kısıtlamalara rağmen, Sebesy portrenin Kelen'e yeterince benzediği görüşündeydi. Ancak, Kelen aynı fikirde değildi. Kibirli milyoner, resmin kendisine benzemediğini öne sürerek portrenin parasını ödemeyi reddetti.

Genç ressam, resmini yapabilmek için saatlerce titizlikle çalışmıştı ve birdenbire bunu gösterecek hiç bir şeyi olmadığını fark etti. Milyoner stüdyodan ayrılırken, sanatçı bir ricada bulundu:

- Portreyi size benzemediği için reddettiğinizi belirten bir mektup yazabilir misiniz?

Kelen bu kadar kolay kurtulduğuna sevinerek razı oldu. Aylar sonra, Macar Sanatçıları Derneği, Budapeşte Güzel Sanatlar Galerisi'nde sergi açtı. Kelen'in telefonu çalmaya başladı. Biraz sonra galeriye geldiğinde Sebesy'nin yaptığı portresinin, üzerinde "Bir Hırsızın Portresi" etiketiyle teşhir edildiğini gördü. Mağrur milyoner, resmin indirilmesini istedi. Müdür reddedince, Kelen, resim kendisini topluma alay konusu edeceği için dava açmakla tehdit etti. Bunun üzerine müdür Kelen'in resmin kendisine benzemediği için almayı reddettiğini belirten imzalı mektubunu çıkardı.
Milyoner artık resmin parasını ödeyip almaktan başka çaresi kalmadığını anlamıştı.

Genç sanatçı sadece son gülen olmakla kalmamış, aynı zamanda zekası sayesinde zararını karlı bir alışverişe dönüştürmüştü. Çünkü milyoner resmi almaya kalktığında fiyatının eskisinden on kat daha fazla olduğunu görmüştü.

Gördüğünüz gibi, güçlüklere teslim olmayı kabul etmemişti. Bunun yerine öfke ve acıya teslim olmaktansa, yaratıcı ve yararlı bir kapı açacak bir yol düşündü. Kısaca ressam değerli bir prensip keşfetmişti :

Yeni fırsatlar bizi genellikle sıkıntılı anlarda ziyaret eder, çünkü bir kapı kapanırsa, başka bir kapı açılır.

Bu yeni kapıların açılması da tabii ki yine bizim elimizde, kendimizi ne kadar kullandırdığımız ve ne kadar cesaretli olduğumuza bağlı. Her defasında sefasını sürenler  söz verenler, cefasını çekenler de halk olmasın.

Bunları yazarken aklımıza Karaoğlan geldi ,içimizden bir gülümsemedir geçiverdi .Paylaşalım bari dedik belki okuyanlara da ders olur .

Ecevit  1997 yılı seçim kampanyasında konuşuyor:

- Bu düzen değişecektir.

Bir vatandaş da arkalardan bağırıyor.

- Düzen hayatından memnun ; düzülen ne zaman değişecek?

Değişimin ilk kendisinden başladığına inandığında tabii ki.

Haftaya görüşünceye dek her şey gönlünüzce olsun. Hoşça kalın, Dostça kalın...

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerMedrese-i Hayriye Okulu’nda da vaka tespit edildiDünden beri tespit edilen yeni vakalar açıklandıŞampiyonlar Ligi'nde ikinci hafta heyecanı başlıyorİslam dünyası, Hazreti Muhammed'e hakareti destekleyen Fransa'ya karşı tek ses olduGümülcine Meslek Yüksekokulu’nda 3 vaka tespit edildi
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech