LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Özümüzü kaybettikçe sözümüzün bir tesiri kalmadı17 Kasım 2016Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Özümüzü kaybettik. Buna hem teknoloji ve farklı kültürler, hem de yetişme tarzımız yardımcı oldu. Tabii en önemli faktör de çevremiz.

- Kültürümüzü unutmaya başladık, çünkü diğerlerine özendik.

- Yaşam tarzımızı değiştirmeye çalışırken saygı ve sevgiyi unuttuk.

- Geleneklerimizi hor görmeye başladığımız andan itibaren, tarihimizi unutmaya başladık.

- Çağın gereklerine ayak uyduralım derken, arkadaş ve dostlarımızı kaybettik.

- Modern müzik dinleyerek modaya uyarken, yaşanmış gerçek aşkları ve kahramanlıkları unuttuk.

- Sosyal medyanın bizi kullanmasına izin verirken, aklımızı akıllı cihazlara kurban ettik.

- Nitekim her halükarda, özümüzü, sözümüzü kaybederken yakında kimliğimizi ve kişiliğimizi kaybeder duruma düşeceğiz.

Geçen gün bir kardeşle bir mağazaya reklam işi için gittik. Durduğumuz maksimum 10 dakika, adam 10 dakika kahve molasında Wi-Fi şifresini isteyiverdi çabucak. "Yahu ne yapacaksın interneti şimdi zaten gidiyoruz" dedim, "abi bir sigaralık bakayım işte neler oluyor göreyim’’ dedi.

İşte o zaman farkına vardım ki, meğerse biz artık tamamıyla başkalarının eline düşmüşüz. Sosyal ağlarda kendilerini aslan gibi gören bu gençler, dışarıda maalesef bir hiç olduklarının farkına vardıklarında hayata küsüyor, önüne gelene fırça atıyor ya da ne kadar yalnız olduğunun farkına varıyor.

İnternette bir söz paylaşsan ki zaten sana ait değil, bir sürü beğeni, vay be sanki büyük bir yazar, sanki şair. Ya da montajlı bir fotograf, altına bir sürü yorum, sanki sanatçı, sanki manken. İnternet ortamında bir sürü arkadaşı olanlar, dışarıda, yani gerçek hayatta yapayalnız, ondan sonra ver elini bunalım. Arkadaş, bu interneti ilk olarak ne için kullanmak istediğimizi öğrenmemiz lazım. Amaç ve hedefler neler ona bakmamız lazım. Ya da sağlığını seven biriysen ve de bu internetin sana gerçek hayatta hiç bir faydası olmuyorsa bırak kullanma kardeşim. Yakında sağlığı ve insan psikolojisini bozan en önemli unsurun sosyal ağlar olduğu kanıtlanırsa hiç şaşmayın. Nasıl ki serbestliği kullanmasını bilmeyen insanlar, zamanla gidip duvara tostladıysalar, bu internet yüzünden de bir çok kişi aynı şekilde kafayı oynatacaklar.

Osmanlı döneminden günümüze gelen örf ve adetleri, komşuya ve tüm insanlara sevgi ve saygıyı ve o ince düşünceyi maalesef kaybetmeye başladık. Çünkü biz zamana ayak uyduruyoruz, evet uyduralım. Ama bakın o günlerden bugüne ayaklarımız değil ayakkabı modellerimiz değişti, kafalarımızın kalıbı değil şapkaların kalıbı değişti, saç modelleri, tırnak ojeleri derken saltanatımız değişti. Kitaplar yerini akıllı e-kitaplara bırakırken, insanların cesaret ve iyi niyetleri değişti, güven yerini güvensizliğe, iyi niyet ise kıskançlık ve kötülüğe bıraktı. Neden? Çünkü insanlar yalnız bırakılma politikasının kurbanı oldular. Halbuki bu birbirinin gözünü çıkarmalar, diğerlerini sevindiriyor ve Müslümanların aslında ne kadar kolay bir şekilde düşman olabileceklerini gözler önüne seriyordu. Çünkü gerçek inançtan insanlar, seneler boyu uzaklaştırılmış, batı kültürü ve para sevdası iliklerine kadar işlenmişti. Bu sayede din tüccarlığı yapanlar da çoğalmış ve artık kendi kitabından ders alan insanlar azalmıştı. Farklı kültürlerle yıkanmış beyinler, düşmanına güvenmeye başlamış ve nitekim savaş işte o zaman kaybedilmeye başlanmıştı.

İnsanlar ayaksız tilki ile aslanın hikayesinde olduğu gibi, kerameti Allah’ta arayıp işin kolayını seçerken, hep tilki olmayı yeğlemiş ve bu durumda hazır yiyiciler çoğalmaya başlamıştı.

Bilenler bilir, ormanda yaşayan bir topal tilki varmış. Adamın biri bir gün bu tilkiyi görünce meraktan acaba nasıl besleniyor diye beklemeye başlamış. Biraz sonra bir aslan ağzında bir tavukla belirivermiş tilkinin yanında. Tavuğun yarısını tilkiye vermiş yarısını da kendisi yemiş. Adam şaşkın, açmış ellerini göğe "Allah'ım sen ne büyüksün, sen kullarını nasıl koruyup kolluyorsun, ben de şu andan itibaren sana teslim oluyor ve kendimi sana bırakıyorum" demiş. Ve gitmiş bir ağacın altına oturmuş, o da kısmetini beklemeye başlamış. Bir gün, iki gün üç gün derken, adam açlıktan ölecek,  ellerini açıp göğe seslenmiş. "Allah'ım beni görmüyor musun?"

Gökten bir ses gelmiş.

"Görüyorum da şaşırıyorum. Neden topal tilkiyi taklit ettin de, o yiğit aslanı taklit etmedin?"

Şimdi sorun bakalım kendinize, karşılıksız ve gönülden kaç defa aslanı oynama cesaretiniz oldu. Kaç defa o aslanın yerinde olmak istediniz?

Gerçi Azınlık içinde de bazı değişikliklerin olması artık zaruri bir ihtiyaç haline gelmiştir o da bir gerçek. Bu gerçekleri de göz önüne seren bir kıssa ile bu haftaki yazımızı sonlandıralım.

Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelip şikayette bulunur. Kanadını bir dervişin kırdığını söyler. Hz. Süleyman o dervişi hemen huzuruna çağırtır ve sorar. "Bu kuş senden şikayetçi, neden kanadını kırdın?" Derviş kendini savunur:

"Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı."

Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve der ki;
"Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun?"

Kuş kendini savunur.
"Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım."

Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister. "Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın" diye emreder.

Kuş o anda;
"Efendim, sakın öyle bir şey yaptırmayın" diyerek öne atılır.

Neden diye sorar Hz. Süleyman

Kuş sebebini şöyle açıklar;

"Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar... Siz en iyisi mi, bunun üzerindeki derviş hırkasını çıkartın... Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın."

Aldananların çok olduğu bir toplumda, aldatanlardan kurtulmak lazım demek ki... Belki o zaman biraz huzur ve insanların birbirine olan saygı ve güveni yeniden geri gelir... Kimbilir?

Bu haftalık bu kadar yeter diyerek, huzurlu ve başarılı bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum. Hoşça kalın dostça kalın...

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerUEFA Avrupa Ligi'nde 12 karşılaşma yapıldıUEFA Avrupa Ligi'nde gecenin sonuçlarıAvrupa Parlamentosu Milletvekili bütçe nedeniyle açlık grevine başladı29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Türkiye'nin Avrupa'daki birçok dış temsilciliğinde kutlandıKoronavirüs salgınında son 24 saat
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech