LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Körelmiş menfaatler dünyası23 Aralık 2016Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

‘’Yunanlılar harekete geçmeden evvel, Türk umumi efkarını mücadelemiz konusunda şaşırtıp bulandırmasak ve böylece maneviyatı sarsmak maksadıyla yeni bir desiseye başvurmuşlardı. Bulgar Sobranyasındaki (Millet Meclisinde) Türk mebusları arasında -vaktiyle Teşkilat-ı Mahsusa Reisi Süleyman Askeri Beyin emrile tanzim edilen isteye koyup, seçilmeleri de tarafımdan temin olunan oniki mebustan biri olan- Kavalalı İsmail Hakkı vardı ki, bu adam diğer onbir mebus arkadaşının tamamıyla aksi bir yol tutarak, iptidadan beri hakkında beslediğimiz emniyet ve itimada katiyen layık olmadığını ve şahsi menfeatinin zebunu olarak, Türklüğünü ve müslümanlığını dahi unutup Yunan amalinin körükörüne bir hizmetkarı kesilmiş ve bu suretle gözüne girdiği Venizelosun emrinde, onun bir aleti olarak, Garbi Trakya Türkleri arasında ikilik yaratıp mukavemet fikrini zaafa düşürmek propagandası yapmak üzere aleacele İskeçe'ye gelmişti.

İsmail Hakkı bu defa İskeçe'de, Yunan Hariciyesi memurlarından Vamvakas ile gelip indikleri Reşit Beyin otelini fesat merkezi haline getirmişlerdi.

Birkaç gün sonra, 7 Kasım 1919 tarihinde Mesta nehrini aşan bir Yunan Tümeni İskeçe’yi işgale başladı. Gelen bu Yunan askerleri, aldığımız tertibata uygun şekilde pencerelerine siyah bayraklar asılmış ve yollarında hiçbir Türk görülmeyen yerlerden, korka korka geçerek, Kuruçay suyuna kadar, deniz istikametindeki köyler bölgesine yerleştiler. Venizelos; Batı Trakya’daki yetmiş bin Bulgar ve Rum  mevcuduna  karşı Türk’lerin yüzyirmiyedibin gibi bir çoğunluk teşkil ettiğini ister istemez kabul etmekle beraber müttefiklere, bu türklerin Yunan idaresini güzellikle kabule ikna edileceklerini vaat eylemişti.’’

Bu yazı Fuat Balkan’ın kitabından bir bölümdür. Dikkatle okuduysanız o günden bugüne değişenlere bir bakınız. 1919 ile 2016'daki tek farkı bulabilene, gazetemizden bir de hediye vereceğiz. Nüfus bile aynı, sanki o günden bugüne hiç değişmemiş gibi, sayımın zaten ne zaman olduğu bile belli değil, yani hala 120 ila 140 binlerde saymaya devam ediyoruz Yunanlılar’a göre.

Koskoca bir kitaptan küçücük bir bölüm alalım dedik hemen satılmışlar çıktı önümüze, kakılmışlar da hala o günkü liderlerini cami avlulalarında hiç soru sual sormadan dinlemeye devam ediyorlardı. Evet hassas ve uysal bir milletiz ama bu kadarı da biraz fazla değil mi? Evet, her şeye kanan bir milletiz belki, gerek iyi niyetimizden gerekse cahilliğimizden, olabilir ama bunun faydaları nelerdir diye bir sormak gerek önderlerimize, bizim bu duruşumuz bugüne kadar bize ne kazandırdı diye sormak gerek. Yukarıdaki yazıya bakılırsa, pek de bir şey kazandırdı sayılmaz. Hala vaatlere inanan bir toplum, her defasında her şeye iyi niyetle yaklaşmaya çalışan bir azınlıkla karşı karşıyayız. Ha bunu istersek daha 2112 ye kadar götürebiliriz, o bizim elimizde. İstersen yürü, kim tutar seni.

1919'dan bugüne sivil toplum kuruluşları ve lobiler bir elin parmaklarını geçmiyorsa, bizler yanlışlıkla sıfırları birin önüne koymaya devam ediyoruz demektir. Ve sıfırlar çoğaldıkça o 1 sayısının da değeri azalmaya devam ediyor. Yani o 1 sayısının öbür tarafına geçmeye karar veremedik bir türlü.

Bakın sizlere 2008de yazdığım yazıdan bir kesit sunayım. 14-05-2008 tarihinde Sezer Rıza’nın Cumhuriyet gazetesi için kaleme alınmış olan bir yazı bu.

"Günümüzde söylenen yalanlar, yapılan yanlışlar azınlığımızı bir araya toplayacağına, hep ayırmış, tek yumruk yapacağına, parmakları kesilmiş. Peki neden böyle olmuş?

Evet neden böyle olmuş? Seneler önce hatırlarsanız halk, sınırlı bir yaşam sürmesine rağmen paracığını ya saklamış ya da başka yerlere yatırım yapmış. Yani hiç bir zaman parasız kalmamış ve ailesini hiç kimseye muhtaç etmemiş. Şimdi, modern bir yaşamla gelen teknoloji, yerini hep moda sayılan yeni ürünlere bırakmış. Her yeni ürün çıkışı moda oluyor, eskiler kenara atılıyor veya asıl fiyatının çok altında paralarla satılıp yenisi alınıyor. Alınıyor alınmasına da zorluklar başladığında da hiç kimse garanti gelirin nasıl sağlanacağını söylemiyor. Tek yapılan şey azınlığı kullanarak, şahsi çıkarlara göre politika. Çıkarı olanlar da olmayanlar da bağrınıp duruyor, neyin peşinde olduklarını bilmeden. Tütün ve tütüncüler ise hep alet ediliyor bu karmaşık oyunlara.

Peki bu nereye kadar sürecek? Halk bankalara bağlanmış durumda kan ağlarken, kredi borçlarını ödemeye zorlanırken, havalara girip de politika yapmanın ne alemi var? Soruyorum sizlere, ey lider geçinenlerimiz, halkınız parasız kalıp da yurdışına para kazanmak amacıyla göçe mecbur kaldıklarında, beklediğiniz oyları kimlerden isteyeceksiniz? Tütün diye bir ürünü kurtarmıyor diye ekmeyen insanlarımızdan sonra, seçim günlerinde propaganda yapmak için tütün meselesini nasıl kullanacaksınız? Ama ne olacak bizim kendi cebimiz dolduğu andan itibaren diğerleri bize ne? Nasıl olsa propaganda yapmak için malzeme çok.

Doğrulardan uzak dürüstçe olmayan entrikalarla nereye kadar varılır? Varılır, sağlam ciğeri olmayanlar için çok yere varılır, çünkü onlar için partizanlık kulluk hakkından çok daha önemli, çünkü onlar için partileri azınlıktan çok daha ileridedir. Çünkü onlar Allah’larını sadece korktularında ve son nefeslerini verirken hatırlarlar.

Körelmiş bir menfaat dünyası. Evet maalesef öyle. Böyle bir dünyada hepinize sabırlı bir yaşam, sizi anlayan sizinle yaşayabilen bir lider diliyorum. Her ne kadar halkımız herşeyi kaderine bırakmaya alışık olsada.’’

Göç çoktan başladı, korkularımız gerçek oldu. Bir beyin ve fizik göçü ile karşı karşıyayız. Bunu bir gazeteci daha o zamanlarda yazabilmişse, o zaman politikacılarımız bunun çok daha iyi farkındaydılar demek ki. Kaderine bırakılan bir halkın elinden tutmak için daha ne kadar beklenecek? Topluma hiç bir faydası olmayanların bugüne kadar cepleri dolduysa ve dolmaya devam ediyorsa, o zaman artık bunun farkında olan halka, bunun yanlış olduğu nasıl anlatılacak? Bileme bile yapılamayan körelmiş menfaatler dünyasının, körelmiş ruhları işte bunlar. Böyle de kalacaklar.

Bu haftalık en eskiden en yeniye kadar örneklerle ele aldığımız Batı Trakya’mızda, en azından çocuklarımızın gelecekte daha güzel günler yaşaması temennisiyle.

Hoşça kalın, Dostça kalın...

 

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerYüksek Tahsilliler Derneği'nden lise öğrencilerine yönelik çevirimiçi söyleşiFransa'nın İslam düşmanlığına Arap ülkelerinden tepkiler devam ediyorBatı Trakya'da koronavirüs vakaları artıyorYunanistan'da günlük vaka sayısı bine yaklaştıMilletvekili İlhan Ahmet iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech