LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Konuşacak güç herkeste, ama onları yapacak güç az kişide...22 Ocak 2017Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Yıllardır beklemede olan bizler, işlerimizi birileri bizim için yapar hayalleri ile tutuşup kavrulurken, sabrın sonu selamet atasözünü en iyi bir şekilde pratiğe geçiren Azınlık toplumu olduğumuzu da bir kez daha ispat etmiş olduk. Sabır kelimesini iliklerine kadar yaşayan bu toplum,  selamet kelimesini de halen rüyalarında görmeye devam ediyor.

Yolumuzun üzerindeki engellerden, aşılmaz korkusuyla geri döndüğümüz dönemler belki çok oldu, geri adım attığımız dönemler de belki oldu ama, yerimizde sayma olayı bölgemizde moda olmuş hallerimizden biri. Çünkü buradaki amaç,  galiba gelinen yerin yeterli olduğuna kanaat getirip daha ilerisini hayal bile edememek, ya da etmemek olsa gerek. Amaç burada ileriye gitmek değil, sanki geriye gitmemek için yerinde saymayı bir başarı gibi görmek. Beşikten mezara kadar yapılması gerekenler bizde belirli bir yaştan sonra stop ediyor gibi sanki. Aslında yolunun üstündeki engellerden korkmak değil, engel olmadığında korkmamız gerektiğini hala idrak etmiş değiliz. Hani ağacın üstüne küçük yaşlarda seni annen veya baban çıkarmışsa, yine onun indirmesi gerekir ve sen de buna alışırsın ya ve aslında o ağaca tek başına tırmanmayı öğrenirsen seni o ağaçtan indirecek birine de ihtiyacın olmadığını anlarsın ya işte öyle bir şey bu da. Ama nedense Azınlık olarak seneler boyu hep kolay yolu seçmişiz, çünkü öyle alıştırılmışız. Bu kolaylıklarla yola çıkan kişiler de, bir taraftan diğer tarafa maddiyat için geçebilen kişilere benzer ki, bu kişiler sonradan din değiştiren kişilerle eş değerdedir. Yani kesinlikle güvenilmemesi gereken kişilerdir.

Bugün, yarınların için ne yaptın diye sorulduğunda söylemeye bir şeyleri olmalı insanın, sorulduğunda anında cevabı yapıştırabilmeli bu davaya baş koyduğunu söyleyenler. Uzun koşularda bile bayrağı koşandan hangi konumda devralırsan o konumda kalabilmek için savaş verirsin, yerini korumaya çalışırsın. Bu olay buradaki hak arayışında da  aynı şekilde devam etmektedir aslında.

Ama bayrak senelerdir aynı yerde durmaya devam ediyorsa, bulunduğu yerde tozlar içinde kaldıysa, o bayrağı yerinden kaldırıp daha ileriye taşıyacak elemanlar bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde  yetiştirilmediyse,  o zaman kusura bakmayın, yeni nesillerin olması gereken hırslarının önüne geçilmiş ve cesaretleri de dibe indirilmiş demektir. Geçmişteki atalarının kahramanlıkları ile büyüyen bir nesil ancak o bayrağı ileriye taşıyabilir. Tarihini bilmeyen nesillerin bunu benimsememesi ve her şeyden uzak durması onların suçu değil bizzat yerlerini kaybetmek ve maddi açıdan zarar görmek istemeyenlerin suçudur.

Riskli işlere bulaşma, rahatını bozma cümleleri ile büyüyenler, dededen veya babadan kalma işlerini ve hayatlarını devam ettirirken, risk almayı göze alanların daha ön saflarda ve daha iyi durumda oldukları aşikardır. Aslında en büyük risk, risk almamaktır ama, bunu bize hiçbir zaman söylemediler. Hep birilerine güvenmeyi ve işlerin aslında sadece bizim seçtiğimiz insanlar tarafından yürütüldüğünü öğrettiler. Seneler sonra büyüdük ve gördük ki, işler hiç de öyle değilmiş. Meğerse bizim işler yerinde saymaya devam ederken, risk almaktan korkmayanların her zaman bir adım önde olduğunu  ve cesaretlerinin de risk alamayanlara kıyasla daha fazla olduğunun farkına vardık. Ama biz bunun da kolayını bulduk, ‘’ Kaderimiz öyleymiş ne yapalım?’’ dedik ve kı..mızın üzerine oturduk. Allah aşkına,  Kadere bari haksızlık etmeyin, gerektiğinde şeytandan daha şeytan olabilen ama zor durumda şeytana uydum kelimelerini sarf eden bir insanın aslında risk olayını çoktan çözmüş olmasına rağmen, bunun maalesef farkında olmadığını görüyoruz.  Çünkü ondan öncekiler ve onu yetiştirenler nelere karışmaması ve nerelerde konuşmaması  gerektiğini özellikle öğretmişlerdir ona. Güvensizlik ve korku içinde, fakat el bebek gül bebek gibi büyütülen çocukların da, zorluklar karşısında hiçbir zaman yalnız kalmak istemediğini,  her defasında onun koruyucu meleklerinin yanında olması gerektiğine kendini inandırdığını görmekteyiz ki bu da acı bir olay. Yalnızlığı bilmeyen, bunun zorluklarını yaşamayan bir çocuk ileride başına gelebilecek en basit  konularda bile pes etmekten veya geri adım atmaktan  başka bir alternatifi olmadığını zanneder. Bu da tabii ki bu insanların üzerinden para kazanan kişilerin ve devletin işine gelir. Yıllardır bu olmuyor mu zaten? Böyle olmasını toplum olarak kabul etmemiş olsaydık, şu anda bulunduğumuz halde mi olurduk?. Halimize bir bakın, işimiz olsa bile yapmaktan geri durduğumuz ve sosyal yardım kartları için kavga ettiğimiz, çalışmadan verilen paralar için tembelleştiğimiz ve ileride daha fazla işsizliğin artmasına sebebiyet vereceğimiz bir toplum olduk çıktık. Ben bunu sadece ihtiyaç olarak görmüyorum, çünkü bazıları bu olayı artık alışkanlık haline getirdi. Nasıl ki, dersleri anne veya babası tarafından yapılan çocuğun ileride başarılı bir öğrenci olması çok zorsa, nasıl ki, birilerine bağlı bir çocuğun yalnız kalma durumunda psikolojik bunalıma girme ihtimali daha yüksekse, nasıl ki, doktorun her verdiği ilaç bizleri iyileştirmiyor ve sadece günümüzü kurtarmaya yarıyorsa, işte bu şekilde alıştırılan bir topluluğun da,  ileride çalışma isteği ve hırsı da yok edilmiş oluyor. Kolaya alışan bir kişinin ileride çok kolay bir şekilde fikir veya  taraf değiştirmesi de o kadar kolaylaşacaktır. Hollanda’da yollarda veya kafelerde esrar ve diğer zararlı otların kullanımının serbest olduğunu savunan kişilerin, aslında nasıl robotlaştırıldığı  ve bu şekilde ona verilen işlerden başka hiç bir şeyi bilmemesi ve bir GPS misali kullanılması çok normaldir. O, ne onu yöneteni bilir ne de daha ilerisini görebilir, o, sadece ona verilen emirleri uygular. Öyle kişilerin davaları mavaları da olmaz, olamaz. İşte bu şekilde bir nesil yaratmaya çalışıyorlar, tarihini bilmeyen, hiçbir şeyi önemsemeyen, en küçük bir problemde davasını ve etrafındakileri satabilen bir nesil.

Bunu engellemek için bizim tarafımızdan neler yapılıyor?. Asıl sorulması gereken soru da işte budur?

Bu haftalık soru ile bitirelim ve herkesin kafasında oluşturduğu cevaplara ileride tartışılabilecek ortamlarda daha fazla önem verelim. www.necatahmet@gmail.com e-mail adresine de kafanızda oluşturduğunuz cevaplardan birkaç tane gönderirseniz bana da çok yardımcı olursunuz.

Son olarak, sırtınızı dayadıklarınıza değil, sizlerle sırt sırta olabilen ve gerektiğinde arkanızda değil yanınızda yürüyebilen kişilere daha fazla güvenin, çünkü sırtınızı koruyanlar asıl onlardır…

Haftaya görüşünceye dek Hoşça kalın, Dostça kalın…

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerKarabağ'da PKK'lılar Ermenistan'ın ilk savunma hattında görevlendiriliyorBrezilya'da Oxford'un Kovid-19 aşısı deneylerine katılan bir gönüllü doktor öldüErmenistan Başbakanı: Dağlık Karabağ konusu diplomatik olarak çözülemezAzerbaycan ordusu 21 köy ve 1 kasabayı daha işgalden kurtardıYunanistan Kovid-19 vakalarında en yüksek seviyeyi gördü
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech