LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Yaşadıkça inanılmaz ve anlaşılmaz bir azınlığa doğru10 Kasım 2017Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Yaşadıkça anlamaya çalıştığımız, anlamaya çalışırken yaşlandığımız ve her geçen gün daha fazla parçalara ayrıldığımız azınlığın gidişatı ne durumda?

Yıllardan beri en büyük sorunumuz nedir diye düşünürken geçti günlerimiz? İlk sırada hangisi var, hangisinin üstüne daha çok gidilmeli derken büyüdü çocuklarımız. Halbuki bu sorunun cevabı hala verilemedi. Toplantılar, şuralar, seminerler derken geçti günler ve her ne hikmetse hep yarıda kaldı bu hayaller. Ya devam ettirecek insanlar azaldı, ya da sistem bu insanların hızını aldı.

Gençler desen duyarsız, ama neden diye soran yok, halbuki suçlayanlar her zaman çok.

Önde gelenler derslerini güzel ezberlemiş, ama halkın güvensizliğinden şikayetçi.

Oy toplayacaklar tütüne alternatif bir şeyler bulup onun üzerinde politika yapmak için arayışlarda.

Veliler çocuklarını doktor veya avukat yapabilmek için adeta savaş vermekteler.

Dede ve nineler ise emekli maaşlarını onlara verebilecek torunu aramaktalar.

Herkesin işi bayağı bir zor yani bu toplumda.

Halbuki gençler dinlenilmediği için, ciddiye alınmadığı için duyarsız. Küçük yaşlardan itibaren sorumluluk verilmediği için cesaretsiz ve isteksiz, hazır para bulduğu için sorumsuz ve duyarsız.

Önde gelenler ezberlenen dersin modasının geçtiğinin farkına varmadıkları için güvenlerini yitirmeye başladılar, yeni derslere geçiş olmadığı ve bilinen yolda devam edildiği için yalnız hissediyorlar. Çünkü verilen dersi artık herkes ezberledi, önemli olan biraz da kompozisyon yazmak, orada hayalleri savaştırmak.

Oy toplayanların değiştirecek politikası kalmadı ama bunun farkında değiller, devletin parası az olduğundan dolayı  halka para vaadinde bulunma olanakları da azaldı. Yani artık dürüst olma zamanının geldiğini fark edemiyorlar.

Velilere gelince orada biraz durmak lazım. Çobana bile ihtiyacı olan bu toplumda bu kadar fazla doktor ve avukatın işi ne? Ne yapacak bu çocuklar, neden isteyen istediği bölümde okuyamıyor? Başarılı olmanın tek yolu mecburiyetten değil merakla yapılan iştir. Hatır için değil isteyerek, zengin olmak için değil öyle gerektiği için.

Dede ve ninelere kadar gelmeme gerek bile duymuyorum, çünkü onların tek dilekleri yanlarında olabilecek, onlara gerektiğinde yardım edebilecek torunlar. Ve çalışan anne baba olduğunda da maalesef o çocuklar dede ve ninelerin yanında büyüyor. Kısa zamanda anlaşılmayan bu zararları anlamak belki de 20 yılımızı alıyor. Ama 20 yılın sonunda yine gerçekleştiremediğimiz hayaller ve pişmanlıklarla baş başa kalıyoruz.

Neden peki bu daha önceden denenmiş olayların tekrarlanması?

Kargaya da sorsalar, en güzeli, en kıymetlisi yine kendi yavrusudur muhakkak. Eskiden, Ahmet’in öküzü bakar iki gözü diyorlardı, şimdilerde ise tüm çocuklar analarının nazlı gülü oluverdiler.

Yuvayı dişi kuş yapar derler, eyvallah doğrudur da yavru kuşu da dişi kuş bozuyor galiba bu dönemde. İp nerede koptu ve bunun asıl suçluları kimler? Sistem mi, devlet mi, aile mi, yoksa hepsi mi?

Şu anda çocukları bu sistem içerisine koyan devlet baba da suçlu tabii ki. Modern bir yaşam için teknolojiye aşık eden, kültürler savaşını başlatıp da beyin yıkamaya çalışan sistem de suçlu. Ama onlar haliyle işlerini yapıyorlar, çocuklarımızı korumak bizim işimiz. Onlar kendi açılarından bakıldığında haklılar ve işlerini en iyi şekilde yapıyorlar, önemli olan biz neyin en iyisini yapıyoruz? Yanlış olan hep kolayı seçmek, yanlış olan başkalarından örnek alarak hayatımıza yön vermek belki de…

Onun için hepimiz aslında nerde yanlış yaptığımızı çok iyi biliyor, fakat bu yanlışı kabullenmekten korkuyoruz. Aslında etrafımızdaki insanlardan  korkuyoruz. Hem de Allah’tan korkar gibi. Peki bu gidişatla nereye kadar varacak  bu gemi? Kaptanların çocukları, kaptan olmaya devam edecek ve bu gemi onarım gerekse de onarılması bir başka zamana bırakılaraktan sonsuza kadar yoluna devam mı edecek? Tabii ki hayır. Bu gemi büyük ve beklenmedik bir fırtına sonucunda alabora olacak bir gün. Ya sonrası? Gemiyi son terk edecek olan kaptan değil, yüzme bilen kaptanlar kurtulabilecek ama yüzme bilmeyenler de bu gemide olacaklarından olanlar onlara olacak. O zaman da işte gerçek yüzücüler su yüzüne nasıl çıkıldığını gösterebilecekler belki de, çünkü onlara o zaman gün doğacak…

İşte bu yüzden artık,  (Gün, "ikilik ve ayrışma günü" değil, "birlik ve dayanışma günü"dür.  Gün,  "kendimizden gitme günü" değil, "kendimize ve özümüze dönme günü"dür. Gün, "restleşme günü" değil, "dertleşme günü"dür. Günüdür de, bu gün hangi gündür, bizim onu bulmamız gerekmektedir.

Bu haftalık bu kadar yeterli diyerek yazıma son veriyor, iyilik ve güzelliklerin iyi ve dürüst insanların yanında olmasını temenni ediyorum. Kalın sağlıcakla. Hoşça kalın, Dostça kalın…

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerKarabağ'da PKK'lılar Ermenistan'ın ilk savunma hattında görevlendiriliyorBrezilya'da Oxford'un Kovid-19 aşısı deneylerine katılan bir gönüllü doktor öldüErmenistan Başbakanı: Dağlık Karabağ konusu diplomatik olarak çözülemezAzerbaycan ordusu 21 köy ve 1 kasabayı daha işgalden kurtardıYunanistan Kovid-19 vakalarında en yüksek seviyeyi gördü
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech