LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Haftanın İçinden Kahve Sohbetleri 16410 Eylül 2012Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

BÜYÜRKEN KÜÇÜLMEK: Maalesef Trakya’mızın gerçeklerinden biri de bu, büyürken küçülmek. Büyük adam olmaya çalışırken bencilliği ve ‘’ben’’ciliği ön planda tutmak. Büyürken bize ihtiyaç duyanlar yeterince büyüdüklerine kanaat getirdikleri andan itibaren de sadece kendilerine inanmaya ve dünyanın merkezinde olduklarına inanmaya başlarlar. Her şeyi bildiklerine kendini inandırmış bu zavallılar, onlar olmadan başkalarının hiçbir şey yapamayacağını, onlar olmadan diğerlerinin, oturdukları sandalyeden bile kalkamayacaklarına inanmaya başlarlar. ‘’Ben’’ olmasaydım, ‘’Ben’’ söylemeseydim, ‘’Ben’’ düşünmeseydim diye başlayan cümlelerin nereye varacağını, zaten siz daha iyi bilirsiniz. Ve ne yazık ki bu ‘’Ben’’ kelimesiyle sözlerine başlayan çoğu kişinin, her zaman başka birine ihtiyacı olduğu ve her daima o kişiden almaları gereken güç için ‘’Sensin’’ Sensin, kelimesini de çok sık kullandıkları görülmüştür. Nitekim bu borazan takımı, yıllardır yaptıkları ile artık milleti korkutmak değil, başkalarını sadece kendilerine acındırmaya başlamıştır. Kahvehanelerde alay konusu olan bu şahıslara, artık birlik beraberlik mesajları da daha yüksek makamlardan verilmeye başlamıştır ki bu da çok sevindiricidir. ‘’Ben’’ değil artık ‘’Biz’’ diye konuşan kişilere itimat etme zamanı geldi…

KURULUK YAPAN BİR TÜRK’E POLİS BASKINI: Geçenlerde odun koymak için küçük bir kuruluk yapalım dedik, polis baskını yedik. Allah Allah dedik ilk baştan, neden bu polisler bizi bu kadar çok seviyor diye düşünürken, bir şikâyet üzerine geldiklerini öğrendik. Meğerse çaktığımız çivi bir kişiyi rahatsız etmiş. Dinlenme saati imiş farkına varamadık. Tüh Allah, kuruluğu istediğimiz saatte bitiremedik, üstelik ünlü de olamadık. Acaba bir sonraki defaya davul zurna mı çaldırsak ta Face’ te paylaşsak?

HALK ODUNA GERİ DÖNÜYOR: Son dönemlerde soba satışlarında patlama yaşanırken, halk Bulgaristan’a oranla, Türkiye sobalarını tercih etmeye başladı. Karınca Ağustos böceği misali, millet odununu yaz aylarından tedarik etmeye çalışırken, Ekim ayından itibaren odun fiyatlarının da nerelere çıkacağı hala gizemini korumakta. Yakıt gazı Full oilin fiyatı ise daha  şimdiden dedikodu konusu olmuş durumda. Halk haraçlar ve diğer ekstra vergilerle kan kusarken, yakıtı için de mecburen şimdiden kara kara düşünmeye başladı bile. Yunan halkı da muhakkak aynı şeyleri yaşıyordur ama, nüfus oranına göre bize yetişebileceklerini pek sanmıyorum. Buna rağmen bolluğa alışmış bir millet olduklarından dolayı, bizden daha fazla maaşla bile bizden daha kötü durumda olacakları aşikâr. Bu da eşit şartlarda maç yapmaya benziyor. Galip gelecek olan ise, ekonomisi düzgün olan değil psikolojik durumu daha düzgün olan olacak. MADDİYATIN İÇİNE MANEVİYAT KARIŞMADIĞI SÜRECE, huzursuz ve cesaretsiz gençler yetiştirmeye devam edeceğiz…

1981’den 2011’e: 20 sene. Tam 20 sene. Neredeyse iki nesil ve hala yemeye devam ediyoruz. Alışmış kudurmuştan beter derler ya, biz onlara da beş çektik. Ne memleketmişiz yahu? Biz de bu zaman dilimi içerisinde Yunanistan nasıl değişti, ne lüks binalar yapıldı, ne modern köyler kuruldu derken, paraları nereden buluyor bu insanlar diye merak ediyorduk. Meğerse Avrupa’nın parasını çar çur ediyormuşuz. Şimdi toplama sırası geldiğinde, hükümete ve hükümeti oluşturan eski politikacılara kızmaya başladık, ama gittik yine onlara oy verdik. Bu da miden spazmlar geçirirken ortopediste gitmeye benzer, ya da ateşi düşürmek için soğuk su içmeye. Bu baştakilere, her defasında göz yuman biz isek, elbette ki suçun en azından yarısını kendimizde de aramak zorundayız. Harcanılan paraları geri ödeyemeyen hükümet ne yapar? Verdiklerini geri almaya çalışır, ama 150.000 kişiden değil milyonlarca kişiden. Çünkü aksi takdirde bazıları milyonlar ödemek zorunda kalacak. Çok kişiden azar azar almak daha mantıklı. Mantıklı da, hesaplayamadıkları olay, halkın ne kadar bıkkın ve bitkin olduğu. Halkı bu yapılanlarla, aynen doğada yaşayan ve tabiatına uygun bir şekilde hareket eden yabani hayvanlara benzetmek mümkün. Nasıl o hayvan, avını yakaladığında başkasına kaybetmemek için savaş verirse, burada da maaşını başkasına kaptırmamak için halk arasında bir savaş başlayacak. Nitekim bu savaş, milliyetçilik duyguları ile beslenip göçmen vatandaşları öldürmeye kadar varan saldırılarla devam edecek. Aç kalan aslan misali, avını koşuştururken yorulduğunda başka hayvanların avlarına gözünü dikecek ki, bu hayvanın da kendisinden daha güçsüz olması onun için ilk sırada olacak. Güçsüz bir aslanın diğer aslana saldırması biraz zor olduğundan, kendisinden daha zayıf bir hayvanın avına göz dikecek. Doğanın kuralları da böylelikle aslan misali Yunanistan’da cereyan etmeye başlayacak ki, Nazi Almanya’sının öncesinde de tüm dünyayı kendilerine düşman gören ve herkesten elini kolunu çekmiş bir sürü kendine güvenmeyen, yalnız iken bir hiç, çoğunluğun içinde kraldan kral olan bir sürü insan vardı. Dünyaya meydan okuyan, idare edilmeye muhtaç çaresiz ve zavallı insanlar da hep böyle yönetimlerle ortaya çıkmıştır. Aç bırakılan bir toplum, parası kesilen bir işçi, hakkı yenilen gariban, günü gelince muhakkak içindeki aslanı dışarıya çıkaracaktır. O zaman da belki 1981’den 2011’e değil, 1821’den 1981’e tarihlerinin önemi de, daha iyi kıyaslanıp daha makbule geçecektir... Kurtuluş mu batış mı soruları TV kanallarının pencereciklerinde tartışılır olacaktır…

SIRA HERHALDE FIKRAMIZA GELDİ: Bu haftaki fıkramızı da ders verici fıkralarımızdan seçtik. Boşa konuşmayla, doluya konuşup da pratiğe geçirememenin arasındaki farkı veya benzerliği anlamamız açısından yararlı olacağını umuyorum…
  
FARELERİN TOPLANTISI
Bir gün fareler bir araya gelirler ve başlarına musallat olan bir kediden kurtulma planları yaparlar. Pek çok fikir öne sürülür. Hiçbiri Kabul görmez. En sonunda genç bir fare kedinin boynuna bir çan asmayı önerir. Böylece kedi kendilerine yaklaşırken farkına varacak ve kaçabileceklerdir. Bu öneri fareler tarafından alkışlarla onaylanır. Bu arada bir köşede sessizce onları dinlemekte olan yaşlı bir fare ayağa kalkar ve bu önerinin çok zekice olduğunu, başarılı olacağından hiç kuşkusu olmadığını belirtir. Fakat der, kafamı bir soru kurcalıyor. Aramızdan kim kedinin boynuna çan asacak?

DERSİMİZ;
İYİ BİR PLAN YAPMAK AYRI, O PLANI GERÇEKLEŞTİRMEK AYRIDIR.
Düşünceleri pratiğe, kınamaları kanunlar önünde yargılamaya, boşa konuşanları sorgulamaya, dürüstlüğün arkasından koşuşturmaya başlayacak bir nesil temennisiyle, bu haftalık da bu kadar diyor, haftaya görüşünceye dek sağlık ve huzur içinde olmanızı diliyoruz. Hoşça kalın Dostça kalın…

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerYüksek Tahsilliler Derneği'nden lise öğrencilerine yönelik çevirimiçi söyleşiFransa'nın İslam düşmanlığına Arap ülkelerinden tepkiler devam ediyorBatı Trakya'da koronavirüs vakaları artıyorYunanistan'da günlük vaka sayısı bine yaklaştıMilletvekili İlhan Ahmet iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech