Cinar FM
Çınar FM Dinle
Ana sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıGiriş Yap
Müftüler ve Mitropolitler nasıl göreve gelirler?02 Aralık 2017Feyzullah Hasankâhya

Yunanistan’da müftülük sorununun 200 yıllık bir mazisi vardır. Yunan halkı, 1820’li yıllarda Osmanlı Devletine karşı toplu isyanlara başladığı zaman, Mora Yarımadası'nda yaşayan Müslüman Türkler, toplu katliamlara maruz kaldığı gibi, kurum ve kuruluşları da fazlasıyla nasibini almıştır. Yunan topraklarında, hayatta kalabilen Müslüman Türklerin dinî hayatını düzenleyen ve idare eden müftülüklerde de büyük sorunlar baş göstermeye başlamıştır.

Osmanlı Devleti, 1832 İstanbul Antlaşması'yla, Yunanistan’ın bağımsızlığını kabul etmiştir. Bu antlaşma ile ilk defa, Yunan topraklarında kalan Müslüman Türklerin bütün hakları teminat altına alınmıştır. 1881 İstanbul Uluslararası Sözleşmesi'yle, müftülerin şahsın hukuku, aile hukuku, nafaka, velâyet ve miras hukuku gibi konularda, kadaî görevleri de teminat altına alınmıştır. Yunan hâkimiyeti altında kalan Müslüman Türklerin bütün haklarını teminat altına alan, en kapsamlı ve en detaylı antlaşma ise, 1913 Atina Barış Antlaşmasıdır.

1913 Atina Barış Antlaşması, Yunanistan’da yaşayan Müslüman Türkler açısından, özellikle Batı Trakya Müslüman Türkleri açısından çok büyük bir öneme sahiptir. Osmanlı Devleti ile Atina hükümeti, 1913 Atina Barış Antlaşması'na kadar, 1832 ve 1881 gibi uluslararası düzeyde yapılan antlaşmaların yanı sıra, Osmanlı Devleti ile Atina Hükümeti arasında yapılan ikili anlaşmalarla da defaatle teminat altına alınmıştır. Çünkü Atina hükümeti, teminat altına alınan Müslüman Türklerin haklarını koruma konusunda, hiçbir zaman sözünde durmamıştır.

Yunan yönetimi, Müslüman Türklere karşı her zaman ezici ve baskıcı tutumunu sürdürmüştür. Bunun için, Osmanlı devleti, Atina hükümetinin Müslüman Türklere karşı uyguladığı baskıcı tutumuna karşı sürekli notalar vermiş, haklarının korunması hususunda taleplerde bulunmuştur.

1913 Atina Barış Antlaşması, bir yandan uluslararası antlaşmalar, diğer yandan ikili anlaşma ve sözleşmeler takriben yüz yıllık bir müktesebat ve tecrübe birikimiyle düzenlenmiştir. Önceki antlaşmalarda teminat altına alınan azınlık hakları ile ilgili hükümler, yeniden onaylanmış, müftülerin ve başmüftünün seçimi ve yetkileri gibi Lozan Antlaşmasında yer almayan bazı konular da ayrıntılı bir şekilde yer almıştır. Yunanistan’a en fazla yükümlülük getiren uluslararası bir metin olan 1913 tarihli Atina Barış Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Atina Hükümeti arasında daha önce yapılmış olan bütün anlaşmaları tekrar gündeme getirmiş, 1832 ve 1881 metinleri bir kez daha onaylanmıştır.

Batı Trakya Müslüman Türkleri, İslâm hukukunun uygulanması hususunda tam bir muhtariyete sahip olup, Müslümanlarla dinî önderleri arasındaki ilişkilere, Atina Hükümeti hiçbir şekilde müdahale etmeyecektir. Müftüler, Müslüman seçmenlerce seçilecektir. Başmüftü, Yunanistan’daki müftülerin kendi aralarında toplanarak seçecekleri başmüftüyü, Yunan Kralı onaylayacak ve göreve atayacaktır. Müftüler ve başmüftü, İstanbul’daki Şeyh’ul-İslâmlık makamına bağlı olacaktır. Bu şekilde Batı Trakya Müslüman Türkleri manevî yönden başsız kalmayacak, Şeyh’ul-İslamlık ile ilişkilerini sürdürmüş olacaktır.

Lozan konferansı müzakerelerinin devam ettiği süreçte, 29 Aralık 1922 tarihli oturumda Türk heyeti, İstanbul Rum Patrikliğinin yurt dışına çıkarılması konusunda ısrar etmeleri üzerine söz alan Yunan delegesi Kaklamanis, müftülerin seçimle göreve gelmelerini ve başmüftünün de İstanbul’a bağlı kalmasını öngören 1913 Atina Barış Antlaşması'ndaki hükümlere itiraz edince, Fransız delegesi Laroche şu cevabı vermiştir: “Müzakerelerini sürdürdüğümüz Lozan Barış Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Atina Hükümeti arasında daha önce doğrudan doğruya anlaşmış oldukları hukukî yükümlülüklerden hiçbirini değiştiremez. Bu konferansın daha önce yapılmış anlaşmaları onaylamak veya kaldırmak gibi herhangi bir yetkisi yoktur.”

Bunun için 1913 Atina Barış Antlaşması, 1923 Lozan Barış Antlaşması için esas kabul edilerek, atıfta bulunulmuş ve 1913 Atina Barış Antlaşması'nı bir kez daha onaylamıştır. Günümüzde de, 1913 Atina Barış Antlaşması'nın bütün hükümleri halen geçerliliğini muhafaza etmektedir. 1913 Atina Barış Antlaşması'nı lâğv edecek, devre dışı bırakacak herhangi bir kayıt veya uygulama mevcut değildir. Tam aksine, Yunan Yargıtay’ı ve diğer Yunan mahkemeleri almış oldukları müteaddit kararlarda, 1913 Atina Barış Antlaşması'na, 1881 uluslararası İstanbul Sözleşmesi'ne ve 2345/1920 sayılı kanunlara atıflarda bulunmuşlardır.

1913 Atina Barış Antlaşması esas kabul edilerek, 2345/1920 sayılı kanun ile de Yunan iç hukukuna derc edilmiştir. Bu düzenlemeye göre, “Müftüler ve Başmüftü intihabıyla, İslâm Cemaatine ait varidat-ı evkafın suret-i idaresine müteallik kanun” Yunan hükümet gazetesinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Yunanistan sınırları dahilinde kalan Müslüman Türklerin her türlü hakları hukuki açıdan teminat altına alınmış, vakıfların idaresi, vakıf heyetlerinin seçimi ve yetkileri, eğitim kurumlarının ve eğitimcilerin idaresi, müftülerin seçimi, görev ve yetkilerinin belirlenmesi, bağlı olduğu üst kurumun belirlenmesi gibi hükümler, açık ve net bir şekilde belirlenmiştir.

Yukarıda zikrettiğimiz uluslararası antlaşmalar gereğince, Yunanistan’da yaşayan Müslümanların dinî önderleri olan müftüler, dinî boyutunun yanı sıra, şahsın hukuku, aile hukuku, velâyet, evlenme, boşanma, nafaka ve miras hukukunu ilgilendiren konularda, Ortodoks Yunan hukukuna göre değil, Batı Trakya Müslüman Türklerinin dinî hukuku olan, İslâm hukuku yani şeriat hukukuna göre, meselelerini çözme, yargılama görev ve yetkisine sahiptir.

Ancak, Yunanistan 1991 yılında, (2345/1920) sayılı yasayı, (1920/1991) sayılı yasayla, 1913 Atina Barış Antlaşması'na ve Uluslararası Lozan Barış Antlaşması'na aykırı bir şekilde tek taraflı iptal etmiştir. Bunun yanı sıra, Yunan devleti, uluslararası bütün antlaşmaları ve insan hakları evrensel beyannamesini de hiçe saymıştır. Batı Trakya Müslüman Türklerinin günümüzde yaşadığı bütün problemlerin ve sıkıntıların kaynağında, Yunan devletinin “sözde” patrikhanenin direktifleriyle, uluslararası hukuka ve bütün insan hakları anlaşma ve sözleşmelere aykırı bir şekilde almış oldukları keyfi ve siyasi kararlar yatmaktadır.

Batı Trakya Müslüman Türklerinin, bütün uluslararası hukuka ve anlaşmalara uygun hakları ve talepleri, Yunan devletinin bütün hükümetleri tarafından “sözde” patrikhanenin direktifleriyle, millî tehlike olarak algılanması, akıl ve mantıkla izahı mümkün olmayan bir yaklaşımdır. Böyle marazlı bir ön yargıyla, yapıcı ve istikrarlı çözümler ve anlaşmalar yapmak mümkün değildir.

Yüzyıllardan beri Yunanistan’da yaşayan Müslüman Türklere reva görülen ayrımcılıklar ve baskıların ne kadar ikiyüzlü ve zalimce uygulamalar olduğunu daha iyi anlayabilmek için, Batı Trakya’da görevli ve “sözde” patrikhanenin emrinde faaliyet gösteren Ortodoks Hıristiyan Mitropolitlerin nasıl göreve geldiklerini, mitropolitlik görevlerinin kim tarafından onaylandığını, görevlerinin ve yetkilerinin ne olduğunu, hangi kurum tarafından denetlendiklerini kabaca görmeye çalışalım.

Ortodoks Hıristiyan Şeriatına göre mitropolitler; intisap ettikleri kilise özerk (otonom) kilise ise, patrik’e intisap ederler. Bağlı oldukları kilise, bağımsız kilise ise, başpiskopos’a intisap ederler. Batı Trakya’da görev yapan Hıristiyan Ortodoks mitropolitler, direkt olarak İstanbul’daki Fener Rum “sözde” Patrikhanesine müntesiptirler. (yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermemek için kısa bir açıklama yapma ihtiyacını hissediyorum. Burada “sözde” kaydını yaparken, küçük düşürmek, hakaret etmek veya alay etmek için bu kaydı yapmıyorum. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve Lozan Barış Antlaşmasına göre artık İstanbul’da yaşayan Hıristiyan Ortodoks Rum Cemaatinin dinî kurumu, Lozan Barış Antlaşması öncesinde olduğu gibi, patrikhane düzeyinde değil, patriklikten mitrpolitlik seviyesine indirildi. Patriklik iddiası sadece bir iddiadan öteye geçmiyor. Hele hele bir de ekümeniklik iddiası tamamen ham hayalden ibarettir. Onun için burada eski İstanbul patrikhanesinden bahsederken “sözde” kaydını koyma ihtiyacını hissediyorum. Çünkü Lozan Barış Antlaşmasına göre, İstanbul’daki Fener Rum eski patrikhanesi, patriklik olarak değil, İstanbul sınırları dahilinde yaşayan Hıristiyan Ortodoks Rum Cemaatinin dinî meselelerini, Lozan Barış Antlaşmasında belirlenen azınlık hakları çerçevesinde ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre idare eden, Eyüp Kaymakamlığına bağlı, mitropolitlik düzeyinde müstakil bir dinî önderlikten başka bir şey değildir.

Batı Trakya’da görev yapan mitropolitler, Atina Başpiskoposluğuna şeklen müntesiptirler. Atina Başpiskoposluğunun Kutsal Sinod Meclisine katılırlar, fakat Atina Başpiskoposluğu Ortodoks Hıristiyan Şeriatına göre Batı Trakya mitropolitlerini yargılama, denetleme veya cezalandırma yetkisine sahip değildir. 12 kişilik Atina Başpiskoposluğu Kutsal Sinod Meclisinin 6 üyesi, “sözde” patrikhanenin emrinde çalışan mitropolitlerden oluşuyor. Geriye kalan 6 üye eski Yunanistan bölgesinin mitropolitlerinden meydana gelmektedir. Yani kısaca, bütün Helen Hıristiyan kiliseleri de, Fener Rum “sözde” patrikhanesi şeriatına göre yönetilirler. Batı Trakya’da görev yapan mitropolitler, “sözde” patrikhane şeriatına göre; bütün görev ve yetkilerini “sözde” patrikten alırlar ve sadece Fener Rum “sözde” patrikhanesine hesap verirler. Kutsal âyinlerde, dinî merasimlerde ve dualarda önce “sözde” patriğin adını anmak mecburiyetindedirler.

Batı Trakya’da görev yapan mitropolitlerin İstanbul’daki “sözde” patrikhaneye intisap etmeleri, görev ve yetkilerini “sözde” patrikten almaları Lozan Barış Antlaşmasını ihlâl etmek, tanımamak anlamına gelir. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını tanımamak ve ihlâl etmek anlamına gelir. Biz de burada, hem Lozan Barış Antlaşmasına hem Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına saygısızlık yapmamak için “sözde” kaydını kullanma ihtiyacını hissediyoruz. Yoksa başka herhangi bir art niyetimiz söz konusu değildir.

Yunanistan bağımsız kilisesi 1850 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra, “sözde” patrikhane ile günümüze kadar sürekli sorunlar yaşamıştır ve yaşamaya devam etmektedir. Yunanistan’da milliyetçi belli bir kesim, patrikhanenin bağımsız Yunan kilisesinin iç işlerine sürekli karışması ve “yeni ülkeler” bölgesinin mitropolitleri manen ve şer’an, patrikhane hukukuna bağlı olduklarını iddia etmesinden ciddi manada rahatsızlık duymaktadırlar. “Sözde” patrikhane ise, “yeni ülkeler”  bölgesinde görev yapan 36 mitropolitlik, “sözde” patrikhane sinod kararlarına göre, (ΠΣΠ 28) hukuken ve manen patrikhaneye ait olduklarını iddia etmektedir. Yani, mitropolit adaylarının belirlenmesi, onaylanması, görev ve yetkilerinin belirlenmesi, denetlemesi, gelir-gider hesaplarının kontrol edilmesi vs. tamamen “sözde” patrikhanenin tasarrufunda olduklarını iddia etmektedir. Bağımsız Yunan kilisesi ise, “yeni ülkeler” bölgesi mitropolitleri hukuken, Bağımsız Yunan kilisesine ait olduklarını savunmaktadır.

Yazarın Diğer YazılarıTürk düşmanlığı, şeriat ve müftülükYeni Makaryosları hangi güçler harekete geçiriyor?Çavuşoğlu’nun Batı Trakya ziyareti ve kopartılan fırtınalarİşgal altındaki Yunanistan’a Türkiye’nin yaptığı yardımlarYunanistan’ı işgal eden dış güçlere karşı Batı Trakya Türklerinin mücadelesiGüncel HaberlerMilletvekili İlhan Ahmet 2018 yılı bütçe görüşmelerinde konuştuEyalet yöneticileri zarar gören bölgeleri gezdilerDikkat yarın bazı köylerde elektrik olmayacakKudüs kararı bağımsız Filistin'in önünü açtıDışişleri Bakanı Kocas: Erdoğan, güvenilir bir liderdir
© MİLLET MEDYA 2017 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech