LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Haftanın İçinden Kahve Sohbetleri 16514 Eylül 2012Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

GERİ DÖNÜŞÜM KUTUSU OLMAYAN BİR DÜNYA
Mehtaplı gecelerde el ele yürümeye benzemiyor, hayatta herkesle el ele yürümek. Bir olmak, beraber olmak hiç de kolay değilmiş normal hayatta mesela, aşklı meşkli günlerde yaşandığı gibi. Toz pembe günler sona erdiğinde farkına varıyor belki insan geri dönüşüm kutusuna bakmaya ama, oraya attıklarını geri alamıyor işte bilgisayarda olduğu gibi, yeniden geri gönderemiyor hiçbir şeyi. Sadece oraya attığını hatırlıyor ve hayal kuruyor. Bir film şeridi gibi geçiyor işte o zaman hayatı gözlerinin önünden hızlı bir şekilde, yaptıklarını ve yapamadıklarını hatırlıyor. Yapamadıkları için daha fazla üzülüyor, her ne kadar yaptıklarından pişman olsa da. Geri dönüşüm kutusu olmayan bir dünyada yaşadığının farkına varıyor o an, zaman geçmiş, zaman akıp gitmiş olmasına rağmen. Yaptıklarının değil yazdıklarının, yaşadıklarının değil yaşatabildiklerinin kalacağını anlıyor sanki. Gelmiş geçmiş bomboş bir dünya, sadece geri dönüşüm kutusu dolu. Hayatından geriye kalan sadece bir geri dönüşüm kutusu…

CÜMBÜR CEMAAT
Yukarıda felsefe yaparken, birden Barış Manço’nun bir şarkısı geldi aklıma. A de bakayım, bir de Y, şimdi de I, oku bakayım diye başlayan bir şarkısı. Tabii herkes bu harfleri okurken Barış Manço, şimdi erkekler, şimdi sadece kızlar derken bir ara Cümbür Cemaat diyor ya, işte o anda insanın şarkıyı kapatası geliyor. Sanki insanın kulak zarları patlayacak. Desibeli en yüksek olan bölümü herhalde o bölüm şarkının. Bir taraftan birlik olunca sesimizin ne kadar fazla çıktığının farkına varıyoruz, bir taraftan da, sesi bozuk olanların daha fazla bağırmalarından rahatsız oluyoruz. Kardeşim ne olacak sanki o yüksek seslileri de güzel seslilerden alsan, ne olacak sanki ayı diye bağıran o ayıları, o topluluktan dışarı çıkarsan. O zaman bu cümbür cemaat daha iyi çalışmayacak mı? Cemaat dedik de aklımıza geldi, geçen gün bazı arkadaşlarla muhabbet esnasında, sevdiğimiz cemaatleri biraz iyi anlamda eleştirirken bir kanaate vardık. Falan cemaattekiler dava insanı, filan cemaattekiler Allah insanı, bir diğerindekiler mücadele insanı derken, her biri diğerine güven veriyor, bir diğerine ihtiyacı var, çünkü bir toplumda dava insanına da, Allah insanına da ihtiyaç var, önemli olan bunları en iyi şekilde birlikte kullanabilmek. Her tarafta şu birlik beraberlik mesajları verilirken, galiba bu cemaatlerin de biraz bu işi cümbür cemaat yapmaları gerekiyor.

MENFAATİM SÖZ KONUSUYSA VARIM
Diye diye zaten bu hallere geldik ya. Benim menfaatim, benim geleceğim, benim bilmem neyim. Allah göstermesin, elimize bir güç geçmesin, biz yapacağımızı çok iyi biliriz. O zaman Azınlık bir yana, biz bir yana. Her zaman övünürüz ya ‘’Biz Osmanlı Torunuyuz’’ diye, E tamam da, o zaman bu yaptıklarımızla ecdadımıza nankörlük yapmış olmuyor muyuz? Dedelerimizin kemiklerini sızlatmıyor muyuz? Osmanlıda ikiyüzlülük mü vardı, Osmanlıda iftira ve dedikodu mu vardı? Muhakkak bunlar da vardı ama cezası da iyiydi. Güvenini sarsan birine faklı gözle bakılır, yalan söyleyenlerin yanında bir şey konuşulmazdı. Şimdi bırakın konuşmayı, günlük hayatın yarısından fazlası bunlarla geçiyor. Herkes bir diğerini hor görüp, şüphelerini ve şikayetlerini daha büyüklerine rapor eder iken, gün de zaten geçmiş oluyor. Teknoloji çok hızlı ilerlese bile, iki ayaklı gazeteler bunu hala kabullenmiş gibi gözükmüyorlar. Ve işin ilginç tarafı, demek ki bunları dinleyen ve inanan insanlar var ki, bu adamlar da çoğu defa prim yapıyorlar. İyilik ve dürüstlük tohumları da yeşermeye başladı tabii ki, çünkü bir diğerinin yükselmesini isteyen, hatta o mevkiye eğer layıksa yardım edenler bile çoğaldı. Belki bundan böyle layık olan kişi, layık olduğu yerde olur da, bu Azınlık da artık birbirine güvenmeye başlar, ben değil biz kelimesiyle konuşmaya başlar…İnşallah…

KARDEŞİM HADİ BİRAZ DA HABER diyen okurlarımı duyar gibiyim. Eyvallah, haberse haber, alın size haber. Kriz yoğunlaştıkça, aşırı milliyetçiler de çoğalmaya başladı. Neden? Çünkü o milliyetçiler tarafından beslenmeye başlandı zor durumda olan insanlar. Devlet aslında bu vergi ve haraçlarla milliyetçiliği daha fazla körüklüyor. Bu insanlar arttıkça hükümet de tehlikeye girecek. İşsizler arttıkça yabancı düşmanlığı da artacak. Çünkü onların düşüncelerine göre, gerçek Yunanlıların işlerini ellerinden alanlar göçmenler. Onlar için göçmenin burada izinli olup olmaması önemli değil, önemli olan o göçmenin Yunanlı olmaması. Bu durumda tabii ki Azınlık köyleri de payına düşeni alıyor. Yüzlerce aşırı sağcı Azınlık köylerinde boy gösterip Yeşilçam’daki eski Kara Murat filmlerini canlandırıyor. Bu durumda tabii ki Kara Murat’ların haricinde, Kolpaçino’lar, atom karıncalar ve süper kahramanlar da ortaya çıkmış oluyor. Sabır, ya sabır hacı diye Allah’tan sabır dileyen bir sürü Müslüman göçmen, hala sabırla bekliyor. Allah yardımcıları ve yardımcımız olsun…

KRİZ DEDİK DE aklımıza geldi. Sonra söylemedi demeyin. Aniden bir hafta sonu eski verimli drahmimizle uyanabiliriz, ona göre. Avrupa’da çatlak veren ekonomik kriz, Avrupa’nın süper güçleriyle, ikinci Avrupa ülkeleri, hatta üçüncü Avrupa ülkeleri diye parçalara bölünebilir, bu parçalar da ileride Avrupa’nın gözüne batabilir ve o kadar çok rahatsız eder ki, sonunda kulağına sinek kaçan dinsize, tokmakçının canına tak edip tokmağı kafaya indirmesi gibi bir durum da söz konusu olabilir. Daha fazla zenginleşmeyi ilke edinen kapitalistler, farklı yerlerde Pazar buldukları andan itibaren burasını terk eder, Yunanistan’ı da kendi kaderiyle baş başa bırakırlar. Ne demişler, dinsizin hakkından imansız gelir…

Hem yorum hem haber, daha ne istiyorsunuz? Fıkra mı? Tabii o da olacak, zaten onsuz da olmuyor. Bu hafta fıkramızla neye vurgu yapsak acaba?

Tünel
Fransız Japon ve Türk şirketleri, deniz altından bir tünel yapmak için çağrılır ve üç firmadan da ayrı ayrı fiyat alınır. Fakat  sonucu görüşmeler belirleyecektir. İlk olarak Japon firma çağrılır:

Japonlar:

"Biz iki yakadan başlarız oratada en fazla bir metre hata ile buluşuruz, o da hemen düzeltilir, önemli bir şey değil." demişler.

Yetkililer:

"Güzel, ancak diğer firmalarla da görüşmek lazım." der.

Fransızlar:

"Biz de iki yakadan başlarız ortada en fazla on santim hata ile buluşuruz, nerdeyse kusursuz olur." demişler. Yetkililer bu habere çok sevinmiş, sıra ise Türk firmaya gelmiş.

Türkler:

"Valla biz de iki yakadan başlarız fakat ortada buluşur muyuz o bilinmez, buluşursak bir tane buluşamazsak iki tane tüneliniz olur."

Ne güzel, ne güzel! Kararsız ve zararsız diye buna denir işte, hatta hayırsever, hatta hovarda. Kriz olsa ne olur? Sanki ortaya çıkarken bize mi sordu? Vallahi nereye  çekmek isterseniz oraya çekin, sonra Necat bunu demek istedi, şunu demek istedi demeyin. Benden günah gitti. Bu haftalık da bu kadar. Hadi bana eyvallah. Haftaya görüşünceye dek kalbinizden sevgi, yüzünüzden gülücükler eksik olmasın. Hoşça kalın  Dostça kalın...

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerUEFA Avrupa Ligi'nde 12 karşılaşma yapıldıUEFA Avrupa Ligi'nde gecenin sonuçlarıAvrupa Parlamentosu Milletvekili bütçe nedeniyle açlık grevine başladı29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Türkiye'nin Avrupa'daki birçok dış temsilciliğinde kutlandıKoronavirüs salgınında son 24 saat
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech