LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Büyük göstermekle, büyük olmanın arasındaki farklar…13 Aralık 2017Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

İnsanlar arasında iyilikten başka hiçbir üstünlük kabul etmem. Karakterin olmadığı yerde, ne büyük sanatçı, ne de büyük mücadele adamı vardır. Orada var olan, zamanın yok ettiği, içleri boş yaratıklardır. Bütün mesele, büyük görünmek değil, gerçekten büyük olmaktır. (Ludwig Van Beethoven)

Preveza şehrinde günün birinde bir olay başıma gelmişti, bu olayı sizlerle paylaşmak isterim. Orada bir benzincide durup arabaya mazot alayım dedim ve bu işletmenin sahibi olan ve orada sandalyesinde otururken bir Türk kahvesi isteyen 84 yaşındaki dedeciği görüp yanına gittim. Çünkü nerdensiniz siz demişti kısık sesiyle? Komotini dedim, yok Gümulcina dedi. Sen nerden biliyorsun Gümülcine’nin Türkçe ismini dediğimde de anlatmaya başladı.

"Bilmezmiyim ben orada ikinci dünya savaşında 3 sene askerlik yaptım’’ dedi. İşe bakın ki benim hala Türk olduğumu anlamamış olacak ki, "Orada Türkler de var, onlarla nasıl anlaşıyorsunuz’’ dedi. "Valla bazen iyi bazen de politikacıların sayesinde ara sıra ilişkilerimiz bozuluyor" dedim. "Yok Yok, siz sakın politikacılara bakmayın, onların hepsi yalancıdır. Siz ilişkilerinizi devamlı iyi tutun’’ dedi... "Neden" diye sormadan edemedim.? "Çünkü onlar sağlam ve güvenilir insanlar, üstelik çok da sakinler’’ dedi adam hiç düşünmeden. "Onlardan size kat'iyyen kötülük gelmez’’ diye de devam etti...

Dedenin bu samimi sözleri için, içimden elini öpmek geldi ve dedeye, daha ismini bile bilmiyorum ama ben de Türküm dedim. İnanmam dedi. Çıkarıp boynumdaki turayı gösterdim, ismimi söyleyip çok memnun olduğumu söyledim, derken bizim dede ne söylese beğenirsiniz?  "Bak oğlum" dedi, "O zamanlar Türkler Yunanca’yı böyle konuşmuyorlardı, tam tersi Yunanlılar Türkçe biliyorlardı, seni tanıdığım iyi oldu çünkü o tarihten bugüne kadar ben kendi köyümden dışarı çıkan biri olmadığımdan, başka Türk tanımadım, ama tek bir şey bilmeni isterim, sizin dedeleriniz bu vatan için oralarda bizden daha fazla savaş verdiler, daha korkusuzca savaştılar."

Hiç bir şey diyemedim, sadece dedeyi yanaklarından öpüp ayrıldım yanından. Sonra içimden düşündüm, ulan dedim işte Karamanlis’miş Papandreu’ymuş, Çipras’mış, asıl bunların bu olayları dışarı çıkartmaları lazım ki, Batı Trakya dışında yaşayan herkes, azınlığın buralarda nasıl kaldığını, 1974 öncesi nasıl tüm azınlık okullarının Türk okulları olarak adlandırıldığını, ondan sonra yine müslüman azınlık okulları dendiğini, on iki adalara nasıl bir Türk sayesinde sahip olunup da, şimdilerde bir kaya parçası için akla gelmez entrikalar çevirdiklerini, öğrensin... Öğrensin ki, yeni nesillere de bu gelecekleri için bir örnek teşkil etsin… Yapmadığımız şeyler için pişman olmaktansa, yaptığımız ama başaramadığımız şeyler için pişman olmak daha iyi bence. En azından denedik başaramadık deriz, en azından, bize göre değilmiş deriz...

Azınlık haklarından bahsediyorum. Unutmayalım ki, nasıl müftülük sorunu bir azınlık davasıysa, Osman aganın tütün parası da bir azınlık davasıdır. Nasıl eğitim problemi bir azınlık davasıysa, azınlık insanının işsizlik durumu da bir azınlık davasıdır. Nasıl vakıf malları, bir azınlık davasıysa, azınlık insanının tarlaları ve oradan çıkardığı ürünler de azınlık davasıdır. Bunun aksi düşünülemez.

Bir defa bilinmelidir ki, ekonomi açısından rahat olmayan bir insan başkalarının derdiyle, azınlık davalarıyla uğraşmaz. Uğraşmaz, çünkü o davalar için ödenen ve uğraşan başka insanların olduğuna inanır. Siz bu davalar peşinde koşan liderlerimiz, ilk olarak bazı savaşları azınlığı sevdiğiniz için yaptığınızı ispat edin, bakın ondan sonra azınlık insanını bir görün.  Şu anda problem aslında apaçık ortada. Birileri azınlık insanlarını destek vermediği veya ilgilenmediği için yadırgıyor, azınlık insanı da o yadırgayan kişileri onları anlamadığı için anlayamıyor. Bunlardan istifade eden Yunan hükümeti de istediklerini daha rahat bir şekilde uygulamaya koyuyor. Kardeşim insan oturup bir düşünür, bizi acaba bölmeye mi çalışıyorlar, bölme politikasına ayaklık eden bizim içimizden insanlar da kullanılıyor mu diye. Çünkü yalan bir tarafa, içimizden insanlar kullanılmadığı sürece bizim bölünmemiz zor. Ama arada uçurumlar oluşmuş, büyük bir farkla açık ara öndeler bazıları. Hak ettikleri için mi, bazıları için evet hak ettikleri için. Ama ya hak etmeyenleri halk görmeye devam ettiği sürece sizce ne düşünebilir?

Yeni projeler üreten hep önde gelen isimler, Avrupa birliği fonlarından yararlananlar yine önde gelen isimler. Elektrik üretme tesisleri ya belediye başkanlarına ait, yada yine siyasetin içinden gelenlere. Avrupa yardım fonlarından yararlananlar desen yine aynı. Rabbena ver bana misali yani. E bu mu birlik beraberlik? İnsanın yüzünde gözü var. İnanır mı sonra yağlı ballı sözlere? Her ne kadar doğruları yanlışları çoğumuz bilsek bile, hareket etmiyoruz, yerimizden kımıldamıyoruz. Çünkü bizim de kendimize göre problemlerimiz var ve bu problemlerin büyüklerimiz tarafından göz ardı edilmesi bizleri üzüyor. Sonuç: Birbirini anlamayan fakat aynı azınlıkta yaşayan insanlar. Aynı çatı altında yaşasalar bile birbirinden uzak insanlar. Sanki iki ayrı bir toplum gibi.

Heyyy, uyanma zamanı geldi de geçiyor bile. Ne zaman birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için sloganını kullanmaya başlayacağız? Her geçen günün aleyhimize çalışmasına, ne zamana kadar izin vereceğiz. Kendi içimizde isyan etme olayını ne zaman başkalarına karşı kullanabileceğiz? Haydi millet, uyanma zamanı geldi, horozlar çoktan öttü, Ağustos böcekleri ötmeye başlamadan önlemimizi alalım, yoksa kargalar peşimizde, bizleri takip ediyor…

Meşhur bir Çin hikayesi vardır.

Bu hikaye aslında oldukça derin manalar taşımaktadır ama, ilk bakışta bir fıkra gibi değerlendirilmesi de mümkündür.

Hikaye özetle şöyledir:

Genç Çinli, heyecanla yaşlı Çinliye anlatıyor:

- Duydun mu yeni bir araba icat etmişler.

- ……

- Kömürle çalışıyormuş.

- ……

- Yaylar üzerinde su gibi akıyormuş.

- ……

- Eskiden üç ayda aldığımız yolu artık üç günde alacağız.

- Eskiden doksan günde gittiğin yere, artık üç günde mi gideceksin yani?

- Evet

- Peki, kalan seksen yedi günde ne yapacaksın?

Evet , ihtiyar Çinlinin de anlatmaya çalıştığı gibi, aslında önemli olan diğer boş günlerde neler yapılacağı. Boşu boşuna harcanılmaması gerekiyor o günlerin de. O seksen yedi günün nasıl doldurulacağı çok önemli. Kazanılan bu sürede hiçbir şey yapılmayacaksa bu kazanç ne işe yarayabilir ki? Daha başka bir ifadeyle kullanılmayan zaman ne işe yarar?

Günümüzde zaman, en önemli değerlerimizden biri, iyi kullanmak gerekir. Önce kendisine, ailesine , komşusuna ve vatanına faydalı işler yaparak zamanı kullanabilenlere ne mutlu… Ne mutlu böyle insanlar yetiştirip de azınlığın yararlanabileceği yerlere onları getirebilenlere. Aman benim yerim benim koltuğum gitmesin diyenlerden, Azınlık haklarını savunduklarını söyleyip de, kendi işlerini yükseltenlerden ve bu çok değerli zamanlarımızı boş sözlerle alanlardan Allah hepimizi korusun… Amin…

Bu hafta burada yazımıza bir son verelim de haftaya da yazacak bir şeyler kalsın. Güzel günlerin sizlerin olması temennisiyle Hoşça kalın, Dostça kalın…
Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerMedrese-i Hayriye Okulu’nda da vaka tespit edildiDünden beri tespit edilen yeni vakalar açıklandıŞampiyonlar Ligi'nde ikinci hafta heyecanı başlıyorİslam dünyası, Hazreti Muhammed'e hakareti destekleyen Fransa'ya karşı tek ses olduGümülcine Meslek Yüksekokulu’nda 3 vaka tespit edildi
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech