LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Batı Trakya Müslüman Türkleri, Patrikhane’nin Sigortasıdır21 Aralık 2017Feyzullah Hasankâhya

Uluslararası Lozan Barış Antlaşması’na göre, İstanbul Ortodoks Rumları ve Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin Batı Trakya Müslüman Türkleri mukabilinde, karşılığında bırakılmış olduğu bütün dünya tarafından biliniyor. Yani Batı Trakya Müslüman Türkleri, Patrikhane’nin velinimetidir, varlık sebebidir ve sigortasıdır. Bu gerçeği haykırdığımız zaman, patrikhane çevrelerinin ziyadesiyle rahatsız olmalarına bir anlam veremiyorum.

Uluslar arası ilişkilerde, hak ve çıkarların korunmasında en etkili olan unsur mütekabiliyet esasıdır. Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan Lozan Barış Antlaşması, Batı Trakya Müslüman Türkleri ile İstanbul Ortodoks Rum Azınlığı, mütekabiliyet esasına dayalı olarak karşılıklı eşit haklara sahip olmak şartıyla mübadeleye tabi tutulmadan yerlerinde bırakılmış iki azınlıktır.

Mübadele esasına geçmeden önce, Lozan Konferansı sürecinde Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan mübadele konusuna kısaca değinmekte yarar vardır. Zira Türk ve Rum halklarının mübadelesi konusu, Osmanlı Devletinin durup dururken bir günde ansızın verdiği bir karar değildir. Türk-Yunan nüfus mübadelesi, yüzyıllara dayanan bir ihanetin sonucudur.

İstanbul’un fethinden sonra, Fener Ortodoks Rum Patrikhanesi, Osmanlı Devletine karşı gizli örgütlenme faaliyetlerine ağırlık vermeye başlamıştır. Osmanlı Devletinin hâkim olduğu coğrafyada yaşayan Ortodoks Hıristiyanların “Millet” başı görevini üstlenen patrikhane, Osmanlı Devletinin patrikhaneye ve Gayr-i Müslimlere sağlamış olduğu bu imtiyazları tarih boyunca Osmanlı Devletini ortadan kaldırmak, Türkleri Anadolu’dan sürmek için hep kötüye kullanmıştır.

Osmanlı Devletinin farklı dinlere ve farklı ırklara mensup tebaaya karşı olan devlet siyaseti, başka devletlerde pek rastlanmayan bir hoşgörü anlayışı idi. Osmanlı Devletinde yaşayan Gayr-i Müslim tebaa, bu imtiyazlardan yararlanarak, eğitimde, sanatta ve ticarette daha rahat bir şekilde örgütlenme fırsatı bulabiliyordu. Zaman içerisinde Osmanlı Devlet yönetiminin bütün kademelerine nüfuz ederek, Osmanlı Devletini kumpas ve cinayetlerle içten çökertme faaliyetlerine girişmişlerdir.

Fener Ortodoks Rum Patrikhanesi, 1800’lü yıllara kadar Osmanlı Devletini çökertmek ve eski Bizans topraklarına sahip olabilmek için, gizliden faaliyetlerini sürdürmüştür. 1821’den sonra İngiltere ve Rusya’nın askeri ve silâh yardımlarıyla açıktan isyanlara girişmişlerdir. Fener Ortodoks Rum Patrikhanesi, bir yandan Osmanlı Devletine karşı mora yarımadasında silâhlı mücadele verirken, diğer yandan Anadolu topraklarında yaşayan Gayr-i Müslimleri örgütlemeye devam etmiştir.

Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı Osmanlı Devletine büyük sıkıntılar yaşatmıştı. Osmanlı Devletinin içerde ve dışarıda zayıflamasını fırsat bilen emperyalist güçler, Çanakkale’den geçerek İstanbul’u ve Anadolu’yu işgal plânlarını devreye sokmak istediler. Silâh ve asker gücüne güvenen emperyalist güçler, Osmanlı Devletine son darbeyi vurarak kesin zafere ulaşacaklarını hayal ediyorlardı. Fener Rum Patrikhanesi, İstanbul’daki bütün Gayr-i Müslimleri örgütleyerek, İngiliz gemilerinin İstanbul’a zaferle varmalarını coşkuyla bekliyorlardı.

Emperyalist güçler Çanakkale’de hezimete uğrayınca geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Fakat İstanbul’u ve Anadolu’yu işgal etmekten vazgeçmemişlerdi. Çünkü Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, Osmanlı Devletinin bütün kılcal damarlarına sızmış, stratejik noktalarda Rum, Ermeni kökenli bürokratlar ve paşalar veya batıcı, müstemlekeci, işbirlikçi paşalar ve bürokratların olduğunu tarih kaydetmektedir.

Her türlü iç ve dış ihanetlere rağmen, saf Anadolu insanı, hiçbir şekilde pes etmiyor, genciyle, ihtiyarıyla, kadınıyla, erkeğiyle zalim ve istilâcılara karşı son nefesine kadar mücadeleye devam ediyordu. Birinci Dünya Savaşı boyunca, Kafkaslarda, Yemen’de, Hicaz’da, Filistin’de, Irak ve Suriye’de savaş bütün şiddetiyle devam ediyordu.Tıpkı günümüzde olduğu gibi.

Osmanlı Devleti'nin, Birinci Dünya Savaşı sonrası yenilgiye uğrayan ittifak devletleri cephesinde yer alması, Mondros Anlaşmasıyla Türklerin yenildikleri, yurtlarını kaybettikleri ve parçalandığı algısı oluşturulmak isteniyordu. Emperyalist güçler, Türkleri kesin yenilgiye uğrattıklarını, Osmanlı mirasını masa başında keyifle istedikleri gibi paylaşabileceklerini zannediyorlardı. Türk Yurdunun stratejik herhangi bir yerini veya tehdit olarak gördükleri herhangi bir bölgesini istedikleri zaman rahatlıkla istedikleri gibi işgal edebiliyorlardı. Trakya’da, Ege’de ve Anadolu’nun her tarafında örgütlenen Gayr-i Müslimler, işgalci emperyalist güçler tarafından silâh ve mühimmatla donatılmaya başlanmıştır.

İngilizler, İstanbul’u, boğazları, Anadolu’nun stratejik yerlerini işgal etmişler, Fransızlar, Trakya’yı ve Doğu Anadolu’yu işgal etmişlerdir. Güney Doğu Anadolu’da, Ermenilere 6 vilâyetin kendilerine verileceği vaadi, kurdukları çetelerle Doğu Anadolu’da Fransızların yardımıyla zulüm ve katliamları başlatmışlardır. İtalyanlar, Antalya, Bodrum, Marmaris ve Fethiye’yi işgal etmişler. Yunanlılar, kendilerine vaat edilen Ege Bölgesini işgal etmek üzere, İngiliz ve Fransız gemilerinin koruması altında, 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etmeye başlamışlardır. Yunanlıların İzmir’i işgal etmesi, Millî Mücadele’nin başlamasını tetikleyen en önemli olay olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkması, Amasya Genelgesini yayınlaması, Erzurum ve Sivas kongrelerini gerçekleştirmesine vesile olmuştur.

Çoğu tarih kaynakları 1914’te başlayan Birinci Dünya Savaşının 1918 tarihinde Mondros Anlaşmasıyla bittiğini kaydetmektedir. Ancak Osmanlı Devleti için asıl dünya savaşı, fiilen “1821” tarihinde Yunan halkının isyanıyla başlamış, Kurtuluş Savaşı'nda, ”1921” Sakarya Meydan Muharebesiyle Türklerin kesin zaferiyle fiilen bitmiştir. 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Türkiye Cumhuriyetinin sınırlarını belirleyen Uluslararası Lozan Barış Antlaşmasıyla da Türkiye için dünya savaşı resmen bitmiştir.

Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'ndan sonra, Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan Lozan Barış Antlaşması'nın en önemli konularından biri, Yunanistan’da kalan Müslüman Türklerin durumu ile Türkiye’de kalan Rum Ortodoks Hıristiyanların durumudur. Lozan konferansı sürecinde alınan karar, Yunanistan’da kalan Türk nüfus ile Türkiye’de kalan Rum nüfusların karşılıklı mübadelesidir değiştirilmesidir. Yunanistan, Ortodoks Rumların nüfus mübadelesini kabul ediyor fakat Patrikhane’nin İstanbul’dan taşınmasını bir türlü kabul etmiyordu. Lozan’daki Türk delegasyonu ise, ihaneti her yönüyle ispatlanmış olan Patrikhane’nin kesin olarak Türkiye’den çıkarılması üzerinde ısrar ediyorlardı.

İngiltere ve Fransa delegasyonlarının ısrarıyla, çok iblisçe bir çözüm öneriliyor. 125.000 İstanbul Rum Ortodoks Hıristiyan’a mübadil 115.000 Batı Trakya Türk’ü kâğıt üzerinde takas edilecek. Yani Batı Trakya Türkleri ve İstanbul Rumları mübadeleye tabi tutulmadan yerlerinde kalacak. Bu şekilde hem Hellenizm’in maddî ve manevî özü sayılan 125.000 İstanbullu Rum, hem Ortodoks Hıristiyanlığın merkezi sayılan İstanbul’daki Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi yerinde kalacaktır. Buna mütekabil ise, Batı Trakya Müslüman Türkleri, Patrikhane’nin esaretine ve Yunan yönetimlerinin insafına bırakılmaktadır. Böyle bir zulmü, böyle bir adalet anlayışına ancak Patrikhane “şeriatında” rastlamak mümkündür. Böyle bir taksimi, kuzulara şah olan vahşi kurtlar bile yapmaz. Maalesef Uluslararası Lozan Barış Antlaşması'ndan en çok zarar gören ve en çok mağdur olan Batı Trakya Müslüman Türkleridir.

Aslında Batı Trakya Müslüman Türklerini en çok koruması ve sahip çıkması gereken, İstanbul Fener’deki Rum Ortodoks Patrikhanesidir. Çünkü Patrikhane bugün İstanbul’da saltanatını halen sürdürebiliyorsa -kabul etsin veya inkâr etsin- bunu Batı Trakya Müslüman Türklerine borçludur. Evet, Batı Trakya Müslüman Türkleri, Patrikhanenin körelmiş emperyalist dünya gözünde değersiz ve kıymetsiz görünebilir. Patrikhane için sırtlarında bir kambur veya ayaklarında kurtulmaları gereken bir pranga olarak görülebilir. “Sözde” patrik’in Batı Trakya’daki müftülerle kıyaslanması bir aşağılık, değersizlik hatta hakaret olarak görülebilir. Ancak gerçekte hem bu dünyada hem öbür dünyada Batı Trakya Müslüman Türklerinin daha değerli, daha kıymetli olduğunu ispatlamaya imanı ve gücü vardır.

Patrikhane’nin Batı Trakya Müslüman Türklerine uyguladığı vakıf, müftülük, eğitim ve kültür soykırımı bütün çıplaklığıyla ortadadır. Nasıl bir din anlayışı, nasıl bir müftülük, nasıl bir vakıf yönetimi, nasıl bir eğitim, nasıl bir okul layık gördükleri ayan-beyan ortadadır. Heybeli Ada Ruhban Okulunun kötü bir kopyası olan ucube akademi Selânik Özel Pedagoji Akademisini kuran, “sözde” patrik’in çocukluk ve okul arkadaşı, Heybeli Ada Ruhban Okulu talebesi olan Profesör Efstratios Zenginis’in Batı Trakya Müslüman Türklerini nasıl parçalamak, asimile etmek istediği bütün eserleri, belgeleri ve canlı şahitleriyle ortadadır.

Belki bugün Patrikhane'yi ve Heybeli Ada Ruhban Okulunu yargılayabilecek adalet ve mahkeme bulunmayabilir. Ancak Batı Trakya Müslüman Türkleri, bu haklı davasını sonsuza kadar devam ettirecektir. Er veya geç hak yerini bulacağından zerre kadar şüphe yoktur.

Batı Trakya Müslüman Türklerinin, Patrikhane ve Ruhban Okulu'yla asıl büyük hesaplaşması “Mahkeme-i Kübra’da” öbür dünyada olacaktır. Bütün zulümler adaletten zerre kadar şaşmayan o hassas terazide tartılacaktır. Bugüne kadar dünyaya gelmiş ve bundan sonra dünyaya gelecek bütün Batı Trakya Müslüman Türkleri, Allah’ın ve Hz. İsa’nın huzurunda haklarını arayacaklardır. Batı Trakya Müslüman Türklerinin kul hakkına kim girmişse herkes ile ayrı-ayrı hesaplaşacaklardır.

Batı Trakya Müslüman Türklerinin, Allah’ın adaletinin tecelli edeceği Mahkeme-i Kübra’yı da kazanacağından zerre kadar şüphesi yoktur. Zira günümüzde Patrikhane’nin izlediği yol, Hz. İsa’nın ve Havarilerinin yolu değildir. Hz. İsa’nın Dinini, İncilini ve Mabetlerini gerçek yolundan saptırmış, tamamen emperyalizmin ve zalimlerin menfaatleri doğrultusunda faaliyet göstermektedir. Batı Trakya Müslüman Türkleri ise, Patrikhane’nin izlediği Hıristiyanlığa göre, Hz. İsa’ya daha yakın ve tevhit dinine inanan havarilerin yolunu izlemektedir. Bunun için alnımız açık, gönlümüz rahat ve ümidimiz sonsuzdur.

Ümidimiz, Patrikhane ve Patrikhane’nin emrinde çalışan Batı Trakya’daki Mitropolitlerin, mazlum Batı Trakya Müslüman Türklerine karşı bugüne kadar takındıkları tavır, sebep oldukları bölücülük ve ayrımcılıklardan bir an evvel vazgeçmeleridir. Zor ve sıkıntılı dönemler geçiren ülkemizin yöneticilerine ve Hıristiyan Ortodoks cemaatlerine bu yönde nasihatlerde bulunmalarıdır. Sırat-ı Müstekîm’den sapmış olan, Meço ve Şinik gibi gaflet, dalâlet ve ihanet içerisinde olan bedbahtlara destek vermekten vazgeçmeleri, dinine, tarihine ve kültürüne sımsıkı bağlı olan Batı Trakya Müslüman Türklerinin samimiyetine ve dürüstlüğüne güvenmeleri, düşman ve tehlike olarak görmekten vazgeçmeleridir.

Son olarak, saf ve tertemiz olan Batı Trakya Müslüman Türklerinin, Patrikhanenin velinimeti ve sigortası olduğunu kabul edin ve ona göre kıymetini bilin. Üzerinde durduğunuz dalı kesmekten vazgeçin. Sahip oldukları nimetlerin kadrini bilmeyenler, bir gün ansızın o nimetlere lâyık olmadıklarından ellerinden alınır, o nimet daha ehil ve daha samimi olanlara nasip olur.

Bu vesileyle Hz. İsa’nın “2018” doğum yıl dönümü olduğuna inanan bütün insanların bayramını kutluyorum. Hz. İsa nuruyla aydınlanmalarını diliyorum. Hz. İsa’nın tebliğ ettiği tevhit dininden ve doğruluktan hiçbir zaman ayırmasınlar. Bütün insanlık için hayırlara vesile olsun! Amin.
Yazarın Diğer Yazıları6-7 Eylül 1955 provokasyonları ve Patrik Athinagoras’ın rolüYeni yasal düzenlemeyle “müftülük makamı” resmen ortadan kaldırılıyorEkümenik “Tanrı”nın yalancı peygamberi Georgios KalancisMahkemelerin aleyhimize verdikleri kararlar, doğru yolda olduğumuzun kanıtıdırPatrik Athinagoras'ın din kisvesi altındaki operasyonları -I-Güncel HaberlerKireççiler Azınlık Türk İlkokulundan Eylem Kararıİskeçe Türk Birliği ve Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği'nden "Azınlık Eğitimi" için verilen mücadeleye destekAB'de 'tek saat uygulaması' sorun olduAdalardaki sığınmacı çocuk sayısında yüzde 32'lik artışABTTF yabancı uzmanların katılımıyla Batı Trakya’ya çalışma ziyareti düzenledi
© MİLLET MEDYA 2018 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech