Cinar FM
Çınar FM Dinle
Ana sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıGiriş Yap
“İgnorantia Sit Beatitudo”15 Şubat 2018

“Cehâlet mutluluktur.” diyordu bir Latin özlü sözü. Koyduğumuz başlığın tam karşılığı bu. Bu anlama yakın düşen başka bir çeviride “Cehâlet erdemdir.” cümlesini ekleyenleri de görmek mümkün.

Neden böyle başladık yazımıza hemen söyleyelim: Yakın zamanda Batı Trakya adına yapılan talihsiz açıklamalar nedeniyle. Batı Trakya namına, millet adına temsiliyeti olan milletin vekili sayılan kişinin bizleri kendi talihsiz açıklamalarına şahit tutmasıyla bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı duyduk. Neden duyduk; çünkü tarihi tecrübemiz göstermiştir ki, susmak bizatihi suça iştiraktir de ondan.

Şimdi şu talihsiz açıklamayı ne yazık ki size yeniden hatırlatmak zorundayız. Ne yazık ki dedik, -doğrudur- çünkü azınlığın kendi hak ve hukukunu korumak üzere, değer ve yargılarını hem temsil hem savunmak üzere, azınlığın kendi içinden çıkararak, meclise göndermiş olduğu kişilerin, göz göre göre millet adına böylesi pervasız ve fütursuz açıklamaları talihsizlikten öte izahlar gerektirmektedir.

Gelelim açıklamaya, ne diyordu milletvekili Mustafa Mustafa: “Sayın Bakan, Allah’ın sevdiği hayırlı bir işle başlıyoruz, ancak Şeriat’ı tamamen kaldırsaydık daha iyi bir amel yapmış olurduk, çünkü Allah Şeriat’ın içerdiği haksızlıklara tahammül edemiyor.”

Şimdi bu açıklamadaki trajikomik durum öncelikle şudur: “Allah’ın sevdiği iş” ne demektir? Herhangi bir kitabî ölçekle, (sadece kitabımız Kur’an’la demiyoruz bakınız, herhangi bir semavî dinle) bağlamı/sorumluluğu olmadığını daha yemin töreninde kitap üstüne yemin etmeyerek alenen beyan etmiş olan vekilin bu sözleri bizleri fazlasıyla şaşırtmıştır. Asıl şaşırtıcı olansa bunca ladinî/profan tavrına karşın kullanılan dinî jargondur. Kendisini neyin tam olarak yükümlü tuttuğunu kestiremediğimiz vekil, neye dayanarak “Şeriatı” kaldırmayı kendisine amel ve görev edindi hiçbir fikrimiz yok?! Şeriat; Allah’ın koyduğu kanun/hukuk demek ise (en güncelinden, en eskisine tüm sözlüklerde hiç şüphesiz bu böyledir.), Allah’ın koyduğu bu hukuk ve kanunu kaldırma cüretine -üstelik 40 yıllık beyhude bir uğraşla- neden ve ne amaçla girişmiştir? Kendisine bilmediğimiz, sonradan bir vahiy gelmiştir de haberimiz mi olmamıştır? Tüm Müslümanları kapsayan ameller belli iken, bunu “hayırlı amel” derecesinde bir yükümlülük olarak görmesi hangi aklın ürünü ve hizmete yöneliktir merak ederiz?

Tam da şaşkınlığımız devam ederken bir yenisini daha eklemekten çekinmez: “Allah, Şeriat’ın içerdiği haksızlıklara tahammül edemiyor.”  Şimdi burada birkaç elif miktarı duralım.

Yakın dönem tarih sahnesi dahil olmak üzere, insanlık vicdanını, maddî ve manevî birikimini iliklerine kadar emip sömüren bu süslü yapmacık dil, bu sihirli hokkabazlık jargonu bilmem size de tanıdık geldi mi?  Zira bize nereden tanıdık geldiğini hemen açıklayalım: Dinî bir atıf ve referans kullanan bu jargon sahiplerinin her biri nedense söz alırken “Tanrı adına” konuşmuş, sahneye çıkmış, va’z edilenin tam tersine insanlığı keskin cehalet karanlığına sürüklemiş, her şeyi bu jargonu kullanarak meşrulaştırmış, masum göstermiş ve yine sonunda suçlayan ve yargılayan taraf durumuna kendini yüceltmekle bu zamanın hortlamış engizisyon mahkemesi yargıçlığına soyunmuştur da ondan.

İşinizi kolaylaştırmak adına, ben size yakın zamanda FETÖ ağzı benzer bir dil diyeyim, geri boşlukları siz doldurun! (Ayrıntı isterseniz Kerim Balcı’nın 15 Temmuz gecesinde Türk milleti hakkındaki sözlerini hatırlamanız yeterli olacaktır. Bu da aynı malul zihniyet ürünü değil de ya nedir?)

Batı Trakya Müslüman Türk toplumunun dinî hassasiyetlerini bile bile  “Allah, Şeriat’ın içerdiği haksızlıklara tahammül edemiyor.” cümlesinin kurulması Allah-azze ve cellen-in büyüklük ve şanının, sonsuz merhametinin sınırlarını, hatta bu sözlere rağmen tahammülünü hakikaten bize bir daha göstermiştir. Çünkü buna benzer sözler tarihin karanlık sularına gömülünceye kadar tekebbür örneği, zulmün simgesi en son Firavun tarafından sarf edildi sanmıştık da ondan.

40 yıllık mücadelesine ‘Şeriat’ tamamen kaldırılıncaya kadar devam edecek olan vekilin gönlündeki (yoksa vicdanındaki mi diyelim kaldıysa!)  haydi sevinci anlıyoruz; hüznü bir türlü anlayamadık?!

E dile kolay 40 yıldır bunun için mücadele etmişsin, şimdi de kim vazifelendirdi ise onlar sizi taltif edecek. Kafanız ya da gönlünüz hiç mi hiç karışmasın! Zira bizi kafası karışık adamlar değil, hep ortaya karışık adamlar korkutmuştur!

Bir de 40 yıllık uğraş sonunda anladık ki; “Şeriat” yetkilerinden arındırılmış, iyice soyutlanmış bir müftülük dizaynının kötü kokuları ortaya çıkmışken, hangi müftü(?) ve sadece din işleriyle(?) yani dini önderliğe ilişkin yetkileriyle(?) uğraşabilsin ki? Pardon ama hem söz konusu din işleri ve dini önderliğe ilişkin yetkiler bahsettiğiniz “Şeriat” kapsamına girmiyor muydu?! Kafanız hakikaten karışık olmalı, yoksa ondan.

Sona doğru yaklaşırken Mustafa Mustafa beyanında; “Müftülerin seçim süreci de bütün inananlar tarafından kabul edilecek bir süreç olsun.” Şimdi de bizim kafamız karıştı:

İnananlar” derken ne kastediyor sayın vekil acaba?! Müftülük bahsi ya da seçimi söz konusu olduğunda şimdiye kadar hep “inanmayanlar” müdahil olduğu için mi acaba talihimiz yaver gitmedi? Şunu baştan söyleseniz ya! Azınlığın Müftülük seçim ve hakkı baştan beri aslında burada sarpa sarıyor deseniz ya! Peki ya şimdi ipin ucu kimin elinde?! Hiç böyle düşünmemiştik…

Düşünmeye devam edelim başlamışken: “Devlet azınlığın dinselleştirme, Türksüzleştirme teorisi tuzağına düştü.” Tüm söylem boyunca ilk defa bir acziyet ifadesi karşımıza çıkıyor. O da nedir; bir azınlık toplumu, devleti tuzağa “dinselleştirerek” düşürüyor. (Ne demekse!) Yeryüzünde bir örneği var mıdır, bilemem, ama Batı Trakya’dan daha çok ekmek çıkar şayet böyleyse. Dinselleştirip-Türksüzleştirme karşılaştırması yine malul bir zihniyet hezeyanından başka bir şey değildir, zira Batı Trakya Türklerinin dini İslâm’dır nokta. Dahası yoktur.

“Azınlık meselesini idare etmek için Şeriat’a, müftülere, 1920’li yıllarda Mustafa Kemal devrimlerinden kaçanlara yatırım yaptık. Azınlığın en gerici ve muhafazakar kesimini destekledik, onları ‘eski Müslümanlar’ olarak tanımladık. Bu yanlış bir politikaydı.”  Yaptık, destekledik, derken, aman bakınız yanlış anlaşılır, bundan yine yakın zamanda yine o taraftan kaçan FETÖ elemanlarına da yapabilme ihtimalimiz var, çünkü bu bizde teamül ne de olsa gibi algılanabilir, hatta bu bir zemin arayışı ifadeleri olarak görülebilir?! Yok yok, herhalde biz yanlış anladık değil mi, ondan.

Sonuç olarak bu kadar yanlış anlama olsa olsa kendi cahil cesareti içinde olan, bilmememin sonsuz erdem ve mutluluğuna inanan Batı Trakya Müslüman Türk toplumuna çok görülmemeli değil mi?

Çaba, gayret bizden, tevfik hep O’ndan…

Diğer Haberlerİsrail'den Gazze'ye topçu atışıyla saldırıTürk Başbakan Yıldırım, YDP Başkanı Miçotakis'i kabul ettiİsveç'te taş devrine ışık tutacak mezar bulundu'Bize saldıranlara Osmanlı tokadını atarız'Avustralyalı Türklerden Mehmetçik'e destek
© MİLLET MEDYA 2018 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech