LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Fener Rum Ortodoks Kiliselerinin kadim geleneği nedir?01 Mart 2018Feyzullah Hasankâhya

Fener Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos, Türk ordusunun Afrin’de terör örgütleri ve destekçilerine karşı yürüttüğü “Zeytin Dalı Harekâtı” ile ilgili, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a 25 Ocak 2018 tarihli bir destek mektubu göndermiştir.

Bartholomeos’un destek mektubunun içeriğine, özenle seçilen kelimelerine, verilmek istenen mesajlara, oluşturulmaya çalışılan algı operasyonlarına, Türk ve Yunan basınındaki yansımalarına geçmeden önce, Bartholomeos efendiyi bu nazik, görünüşte gayet samimi ve medenî cesaretinden dolayı kutlamak gerekiyor. Bartholomeos efendi bu beklenmedik davranışıyla, beni ziyadesiyle şaşırttığını itiraf etmek isterim.

Dikkate şayan olan asıl mesele ise, patrik efendiye biatlerini tazelemeye giden herkese ve kendisinin yurtdışına gittiği her yerde, Türkiye Cumhuriyetini ve yöneticilerini her fırsatta en ağır bir şekilde eleştirdiği ve şikâyetlerde bulunduğu halde, birden bire Türkiye Cumhuriyetine, yöneticilerine ve ordusuna, kiliselerdeki ayinlerde dualar edildiğini beyan etme ihtiyacını hissetmeleridir.

Biz Türkler, inanç ve kültürümüz gereğince, saf ve samimi olduğumuz için, patrik efendinin beyanatlarını da samimi kabul ederiz. Yüce Mevlâ'dan, Fener Rum Ortodoks Kiliselerinin ayinlerinde Türkler için yaptıkları duaların kat-kat fazlasını onlara vermesini niyaz ediyoruz. Amin!

Bartholomeos, “Sayın Cumhurbaşkanımız” hitabıyla başlayan mektubunun devamında “Kilisemizin kadim geleneği olarak ayinlerimizde her zaman, Devletimizin bekası, yöneticilerinin sağlığı, halkımızın refahı ve saadeti için dua edilmektedir. Suriye başta olmak üzere güney komşularımızda yaşanan savaş ve çatışmaların evlerinden ettiği yüz binlerce insanı unutmamakta, onların selâmeti için de Yüce Tanrı’ya yakarmaktayız.” buyuruyor Patrik efendi.

Ancak burada zikredilen kiliselerin kadim geleneği iddiası ile Fener Rum Ortodoks itikadı açısından bir sıkıntı görünüyor. Zira, Osmanlı Devleti veya Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bekası için dua etmek, normal şartlarda Helen Ortodoks itikadına muhaliftir. Yani herhangi bir Patrik veya mitropolit Türk ordusunun zaferi veya Türk devletinin bekası için dua etse, dinden çıkar ve kiliseden aforozu gerektiren bir günah olarak telakki edilmektedir. Kilisenin bu sorunu nasıl bir hile-i şer’iyye ile kılıfına uydurduğu merak konusudur.

Destek mektubunda, dua kelimeleri ve dua cümleleri gayet profesyonelce yuvarlak, toparlak, her yöne çekilebilecek, lâstikli kelimeler kullanılarak, dua, sevgi, saygı, şefkat, merhamet dolu duygusal ifadelerle, mübarekler hem kendi ağlar hem de bütün cihanı ağlatır cinsten. Rol icabı hem ağlar hem ağlatır. Kimisi kendini “kâinat” yöneticisi addettiği gibi, bir diğeri de kendini “ekümen” yöneticisi olarak gördükleri için, bütün cihan onlara inanmak ve itaat etmek zorunda. Aksi düşünülemez bile.

Kalplerden geçenleri tabi ki ancak Allah bilir. Fakat her zaman söz tek başına bir şey ifade etmez. İmanın yanında Amel-i Salih şarttır. Herhangi bir devletin, kurumun veya şahsın, Müslümanlara yönelik şerden başka herhangi bir Salih Ameline şahit olunmamışsa, o zaman -ister Müslüman, ister gayr-i Müslim olsun- bu tür devletlerin, kurumların veya şahısların her türlü söylem ve eylemlerine ihtiyatla yaklaşmak, feraset ve basiret süzgecinden geçirmek, her şuurlu müslümanın temel görevidir.

Zira bir mümin aynı yılan deliğinden iki defa ısırılmaz. Herhangi bir Patrik veya Ruhban Okulu Şakirdi bırakın bir Türk için hayır dua yapması, kazara hayırlı bir rüya görse bile hemen kiliseye günah çıkarmaya koşar. İslâm-Türk tarihi ve günümüz gerçekleri bunları bize bir daha aynı hatalara düşmeyecek şekilde öğretmiştir. Gelecekte aynı hatalara düşmemek için, geçmişten muhakkak ibret alınması gerekmektedir.

Bahse konu zat Bartholomeos efendiye gelince, nasıl evrensel bir proje olduğunu, dünya çapında hakkında yazılan kitaplar, makaleler ve methiyelerden açık ve net bir şekilde anlaşılmaktadır. Ancak Batı Trakya Müslüman Türkleri,  başta Bartholomeos ve yakın dostu Heybeli Ada Ruhban Okulu Şakirdi Efstratios Zenginis’in karanlık yüzlerini, marifetlerini, zulümlerini, gizli ve aşikâr bütün icraatlarını herkesten daha iyi bilmektedir. Çünkü Fener Rum Patrikhanesinin ve Heybeli Ada Ruhban Okulunun yakıcı, yıkıcı, elem ve ıstırap verici ateşi, yıllardan beri Batı Trakya Müslüman Türklerini kasıp kavurmaktadır.

Bartholomeos efendinin Türk ordusuna zafer dileyen destek mektubunun ilk cümlesi çok manidardır. “Kilisemizin kadim geleneği olarak ayinlerimizde her zaman, Devletimizin bekası, yöneticilerinin sağlığı, halkımızın refahı ve saadeti için dua edilmektedir.”

Fener Rum Ortodoks Kiliselerinin kadim geleneği görelim neymiş?

Fener Rum Ortodoks Kiliselerinin kadim geleneğinde, İslâm dininin ilk yıllarından günümüze kadar yani 1400 küsur yıldan beri, İslâm dininin yayılmasına engel olmak için her türlü çabayı gösterme mücadelesi vardır. Mekke’de Müslümanlara karşı mücadele veren Mekke müşriklerine, Medine’deki Yahudilere, Hıristiyanlara ve münafıklara her zaman maddî ve manevî yardımlarda bulunduğunu hem İslâm tarihi kaynakları, hem Bizans tarihi kaynakları detaylı bir şekilde kaydetmiştir.

Asr-ı saadetten sonra da, Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı dönemleri dâhil, İstanbul’un fethine kadar Fener Rum Kiliseleri, açık bir şekilde İslâm’a karşı mücadeleleri bütün şiddetiyle devam etmiştir. Ancak o dönemlerde Bizans İmparatorluğu varlığını sürdürdüğü için, İslâm’a karşı mücadele eden İmparatorlar görünüyordu. Gerçekte ise, İmparatorları Müslümanlara karşı asıl kışkırtanlar her zaman Fener Rum kiliseleri olmuştur.

1453’ten sonra Fener Rum Patrikhanesinin İslâm’a karşı mücadelesi

1453’te İstanbul'un, Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesi ve Bizans İmparatorluğunun yıkılmasıyla, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin İslâm’a karşı mücadelesi büyük değişime uğramıştır. 1453’e kadar İslâm dinine karşı açıktan mücadele verirken, 1453’ten sonra İslâm dinine karşı mücadele yer altına inmiş, sinsi bir şekilde gizliden yapılmaya başlanmıştır.

Fetihten hemen sonra, Fener Rum Kiliselerindeki bu köklü değişim, daha ilk günlerden itibaren Osmanlı devleti için çok daha tehlikeli ve daha yıkıcı bir hal almıştır. Görünüşte Bizans İmparatorluğu yıkılmıştı ama Bizanslılık ve Hellenizm bütün canlılığıyla Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinde, Fenerli küresel baronların maddi desteğiyle yaşatılmaya devam edilmiştir.

Fener Rum Patriklerinin  İmparatorluk makamı iddiaları

1453’ten sonra Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, yıkılan Bizans’ın Ruhanî merkezi haline gelmiştir. Bu tarihten sonra, Osmanlı Devleti süresince ve günümüzde bütün Patrikler, hem Hıristiyan dünyasının Ruhanî lideri olduklarını hem de cismanî olarak Bizans İmparatorlarını temsil ettiklerini iddia etmişlerdir.

Ancak bu sadece kuru bir iddia değil, günümüzde de Fener Rum Ortodoks Patrikleri, gittikleri bütün devletlerde en üst düzeyde devlet başkanı protokolü ile karşılanmaktadırlar. Amerikan senatosunda, Avrupa Parlamentosunda söz sahibidirler. Kendilerini makam olarak, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri makamından da üstün olduğunu iddia etmektedirler. Çünkü küresel emperyal baronlar ona bu makamı lâyık görüyorlardı. Küresel emperyal baronlar, her yere rahat sızabilmek için bir din maskesine şiddetle ihtiyaçları vardı. Bu mistik görevi de Fener Rum Ortodoks Patrikleri lâyıkıyla yerine getiriyorlardı.

Fatih Sultan Mehmet’in farklı din ve mezheplere sağladığı imtiyazlar!

Fatih Sultan Mehmet’in farklı din ve mezheplere, onların kurumlarına olan saygısından, din adamlarına olan güveninden dolayı, farklı din ve mezheplere sınırsız ve kontrolsüz imtiyazlar bahşetmiştir. Fener Rum Patriğini Osmanlı coğrafyasındaki bütün Hıristiyanların “Milletbaşı”sı tayin etmiştir. Ancak Fatih Sultan Mehmet’in bu samimi ve iyi niyetli kararını, Fener Rum Ortodoks Patrikleri tarih boyunca, istismar etmişler ve çok kötüye kullanmışlardır.

En başta Osmanlı Devletini içten çökertmek ve Bizans’ı tekrar ihya etmek için, Fener Rum Patrikhanesi bölücülüğün, ayrılıkçılığın, isyancılığın, kinin, nefretin, fitnenin ve fesadın döl yatağı misyonunu sinsi bir şekilde gizliden sürdürmüştür.

Bunun yanı sıra, Osmanlı coğrafyasında yaşayan, farklı Hıristiyan mezheplerine mensup, farklı dilleri konuşan kiliselere karşı çok acımasız olmuşlardır. Onlara zorla Hellenizm’i dayatmışlar, kiliselerinde ayinlerini Hellence icra etmek için zorlamışlardır. Farklı mezheplere, dillere ve milletlere mensup Hıristiyanları asimile etmek için her türlü baskıyı uygulamışlardır. Küresel emperyalist baronlar, bütün Hıristiyan mezheplerini, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin hegemonyası altında birleştirmek için, olağanüstü baskılar yapmaya devam etmektedirler.

Fener Rum Patrikhanesinin dayatmalarına ve baskılarına dayanamayan Sırp, Bulgar, Rus, Arnavut ve Arap Kiliseleri zamanla, Fener Rum Patrikhanesine isyan etmişler ve bağımsızlıklarını ilân etmişlerdir.

Farklı mezhep ve milletlere mensup kilise kaynaklarında ve tarafsız tarih kaynaklarında kaydedildiğine göre, Fener Rum Patrikhanesi, sadece İslâm dünyası için değil, sair Hıristiyan dünyası için de tarih boyunca büyük bir tehdit ve baskı unsuru olmuştur ve oluşturmaya devam etmektedir.

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, Hıristiyanlık tarihinin ilk yıllarından beri, mazlum ve güçsüzlerin safında değil, her zaman imparatorların ve zalim egemen güçlerin safında yer almıştır. Günümüzde de özellikle İslâm dünyasındaki zulümlerin ve kaosların üretim merkezi olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

Fener Rum Patrikhanesinin, Osmanlı Devletine karşı en büyük seferberliği, 1897 Osmanlı Yunan savaşından 1922 Kurtuluş savaşına kadar olmuştur. Bu dönemde Fener Rum Patrikhanesi, Osmanlı Devletine karşı tam bir ölüm-kalım savaşına girişmiştir. Fener Rum Patrikhanesi, Osmanlı Devletine karşı en acımasız katliamları ve en vahşi cinayetleri profesyonel bir şekilde örgütlemiştir.

Patrikhane ruhbanlarının büyük bir ustalıkla örgütledikleri Yunan, Sırp, Bulgar ve Arnavut çeteler, Balkan coğrafyasındaki Türklere karşı sürekli saldırılar düzenliyor, savunmasız masum köylüleri vahşice katlediyor, mallarına el konuyor, evlerini yakıp, yıkıyorlar, gece gündüz sürekli büyük katliamlar düzenliyorlar.

Bunun üzerine II. Abdülhamit Han her türlü imkânsızlığa rağmen, 1897 yılında güçlü bir orduyla Atina önlerine kadar gelip bütün isyancıları bozguna uğratınca, bu büyük bozgundan sonra, emperyalist güçler, Fener Rum Patrikhanesine bağlı ne kadar ruhban, öğretmen ve öğrenci varsa hepsini önce Makedonya ve diğer balkan cephelerini örgütlemek için seferber etmişler, I. Dünya Savaşından sonra da, Anadolu, Ege ve  Karadeniz’deki çeteleri örgütlemek için seferber etmişlerdir.

Çetecilerin bütün elebaşları, Heybeli Ada Ruhban Okulu mezunu ve “Yüce Millet Okulu” veya Kırmızı Kilse olarak bilinen şer yuvaları mezunlarıdır. Ciltler dolusu tarih kitaplarında bunların hepsinin isimleri, yetiştirilme tarzları ve Osmanlı Devletine karşı üstün “kahramanlıkları” uzun-uzun anlatılmaktadır. Türklere karşı “zaferlerinden” dolayı zaten çoğu, Fener Rum Patrikhanesi tarafından “Aziz” ilân edilmiştir.

Bütün bu şer yuvalarını kuran, yöneten ve finanse edenler Fenerli Rum Masonlardır. Mora, Balkan, Ege, Karadeniz ve Anadolu isyanlarını finanse eden aynı Fenerli Rum kompradorlardır. Günümüz dünya ekonomisinin hâkimleri de bu ailelerin mirasçılarıdır. Geçmişte Osmanlı Devletine karşı olduğu gibi, günümüzde de Türkiye Cumhuriyetini içten ve dıştan yıkmaya çalışanların arkasında madden ve manen hep aynı şer güçler vardır.

Küresel emperyalist baronların en büyük projesi: “Bütün dünyaya kendilerinin uydurduğu ortak bir din etrafında toplamak” bu evrensel projenin ismi de aktörleri de bellidir. Bütün Hıristiyan, Müslüman ve Yahudi mezheplerin en tepesinde evrensel ruhanî baron, sözde “ekümen” sıfatıyla Fener Rum Ortodoks Patrik yer almaktadır. Bütün dinler ve mezhepler onun hegemonyası altında olmak zorunda olacaktır. Bütün dinlerin, mezheplerin, ve ülkelerin FETO’ları, Patrikleri olacak. Ancak hepsi küresel emperyalist baronların hizmetinde olacak.

Bu evrensel proje, tarih boyunca olduğu gibi, günümüzde de Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin koordinatörlüğünde, Küresel gizli servislerin işbirliği ve küresel emperyalist baronların finansmanıyla bugüne kadar gayet başarılı bir şekilde sürdürülmeye devam edilmiştir. Dünyanın dikkatini farklı yönlere çekip, sinsi bir şekilde daha büyük operasyonlar için hazırlıklarını sürdürmeye devam etmektir. En büyük ustalıkları ise, bütün felâketlerin elebaşları oldukları halde, hiç renk vermeden, bozuntuya vermeden, mazlum ve mağdur rollerine bürünüp, takıyye yapmaktır.

Fener Rum Ortodoks Kiliselerinin kadim geleneğinden kısaca bahsetmeye çalıştık. Bütün bu bilgiler, hayal ürünü veya komplo teorisi zannetmeyin. Sürekli fazla komplocu olmakla suçlandığımız için, bu uyarıyı yapma ihtiyacını hissettim. Burada analiz etmeye çalıştığım bütün konuların bilgilerini, Yunan kaynaklarından elde ediyoruz. Dolayısıyla herhangi bir çarpıtma, yalan, iftira veya abartma söz konusu değildir.

Fener Rum Ortodoks Kiliselerinin, Türk ordusuna, Türk milletine ve Türk yöneticilerine karşı olan kadim gelenekleri, tutum ve davranışlarının nasıl olduğu bu kadar barizken; sen kalk 2018 yılında, Ocak ayının 25’inde birden bire, efendim, “Kilisemizin kadim geleneği olarak ayinlerimizde her zaman, Devletimizin bekası, yöneticilerinin sağlığı, halkımızın refahı ve saadeti için dua edilmektedir.” De! Ondan sonra herkesin samimiyetinize inanmasını bekle. Valla! Sizin bilmiyorum ama, benim inanmam için sadece bir sebep varsa, inanmamam için bin sebep vardır. Kusura bakmayın.

Fener Rum Ortodoks Kiliselerinin kadim geleneğine ve Türk Ordusunun teröre karşı zafer dileklerini analiz etmeye devam edeceğiz. Şimdilik bu kadar.
Yazarın Diğer YazılarıYunanistan, Batı Trakya Müslüman Türklerini eşek mi sanıyor?Bir başka açıdan İzmir’in işgali ve Mitropolit Hrisostomos zihniyeti6-7 Eylül 1955 provokasyonları ve Patrik Athinagoras’ın rolüYeni yasal düzenlemeyle “müftülük makamı” resmen ortadan kaldırılıyorEkümenik “Tanrı”nın yalancı peygamberi Georgios KalancisGüncel HaberlerAra Güler son yolculuğuna uğurlandıHerkesin cevabını aradığı soru: Kaşıkçının cesedi nerede?Avrupa Birliği'nden 'Kaşıkçı' açıklamasıMakedonya'da isim değişikliği sürecine yeşil ışıkİsrail polisi Kudüs Valisi’ni gözaltına aldı
© MİLLET MEDYA 2018 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech