Cinar FM
Çınar FM Dinle
Ana sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıGiriş Yap
“Evrensel” din projeleri ve algı operasyonları12 Nisan 2018Feyzullah Hasankâhya

Yunan derin devleti, Batı Trakya Müslüman Türk Toplumunu Helenleştirmek ve bu karanlık plân çerçevesinde yeniden şekillendirmek için her türlü entrikayı çevirmekten geri durmamıştır. Bir yandan ırkçı, faşist ve diktatör rejimlerin uyguladıkları baskı, tehdit ve şantajların her türlüsünü uygulamış, diğer yandan Batı Trakya Müslüman Türk Toplumunu içten bölmek, parçalamak ve dönüştürmek için, en iyi bildikleri karanlık Bizans oyunlarını çevirmekten de geri durmamıştır.

İslâm toplumlarının ana omurgasını teşkil eden Ehl-i Sünnet İslâm’ını tahrif edebilmek ve çökertebilmek için, “paralel din”ler ve “paralel toplum”lar icat etme hususunda en kıdemli ve en maharetli merci, Bizans’ın maddî ve manevî varisi Fener Rum Ortodoks Patrikhanesidir. Son çeyrek yüzyılda, Müslüman toplumların içine sızma,  “paralel din”ler ve “paralel toplum”lar ihdas etme gayesiyle, “Ilımlı İslâm” ve “Dinler arası Diyalog” projelerini büyük bir maharetle yürütmüştür. Tarih boyunca, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin ana stratejisi bu olmuştur.

İslâm dünyası bu acı gerçeği görmezlikten gelmeye devam ederse, önümüze çıkacak tehlikeleri köklü bir şekilde püskürtmemiz mümkün olmayacaktır. Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi ve Yunan derin devleti, Batı Trakya Müslüman Türk Toplumunu başkalaştırmak “Hellenleştirmek” ve köklü tarihinden koparabilmek için sürekli savaş halindedir. Ana gayeleri, marjinal harici-vahhabi gruplar vasıtasıyla, ”paralel din” ve “paralel şer(r)iat” lar icat ederek, 1400 yıllık köklü Ehl-i Sünnet çizgisini tahrif etmek ve çökertmektir.

Ne yazık ki hem İslâm dünyası hem Batı Trakya, bu konuyu derinlemesine kavrayabilecek tarih felsefesi birikimine ve köklü medeniyet perspektifine sahip donanımlı ekiplerden mahrumdur. Bunun için İslâm dünyasında da Batı Trakya’da da ne oyunlar ve ne tezgâhlar kurulduğunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Sürekli olarak, asıl tehlikelerin nedenlerini ıskalıyoruz. Kuru gürültü ve kısır çekişmeler içerisinde sonuçlarla boğuşup duruyoruz.

“Paralel din” ve “paralel toplum” sadece Batı Trakya Müslüman Türklerine mahsus bir sorun değildir. Batı Trakya örneğinde olduğu gibi, bütün İslâm dünyasının boğuştuğu hayatî bir sorundur. Bütün bu karanlık projelerin ana kaynağı Fener Rum Ortodoks Patrikhanesidir.

Şimdi diyeceksiniz ki, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin bu kadar gücü var mı? İstanbul’da, iki-üç bin Ortodoks Rum’un Ruhanî lideri, elinde Haçlı asasıyla mazlum rollerinde bütün dünyayı arşınlayan birisinin olağanüstü bir güce sahip olması, komplo teorisinden öteye geçmiyor. Düz mantık ve böyle saf bir gözle bakarsanız haksız da olmazsınız.

Bakalım Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin böyle bir güç hayal edip etmeme olasılıklarını değerlendirmeye çalışalım. Gücü yoktur derseniz haklısınız. Çünkü görünüşte Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin ekonomik olarak da, siyasi ve idari olarak da doğrudan küresel sistemi şekillendirecek böyle bir güce sahip değildir. Ancak emperyalist küresel sistem varlığını ve hegemonyasını sürdürebilmesi için, “Ekümenik”  bir dine ve patriğe şiddetle ihtiyacı vardır. Küresel emperyalist sistemi kuranlar ve uygulayanların sistem kodlarını ve ruhunu Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi şekillendirmektedir.

Küresel emperyalist sistemi ve patrikhaneyi tehdit eden ana unsurun ne olduğunu da en iyi bilen Fener Rum Ortodoks Patrikhanesidir. Balkanlarda, Avrupa’da İslâm ve gayr-i Müslim dünyada Ehl-i Sünnet İslâm’ı ile nasıl mücadele edileceğinin bütün kodları ve taktikleri 1400 yıldan beri Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinde muhafaza edilmekte ve bütün dünyaya buradan ihraç edilmektedir.

Unutmayalım Osmanlıyı içten ve dıştan kuşatan, durduran ve parçalayan, görünüşte İngilizler görünebilir. Ancak bunların mihmandarlığını ve hocalığını Heybeli Ada Ruhban Okulunda yetişen patrikler, mitropolitler ve ruhbanlar yapmıştır. “Megali İdea” rüyaları gören, küresel emperyalist baronların zulümlerini maskeleyecek, uydurma “Ekümen din” ile dünyayı dizayn peşinde koşan bir zihniyetin, kendilerini ve kendilerinin dışındaki insanlara nasıl bir gözle baktıklarını kavrayabilirsek, o zaman ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.

Ne demek istediğimizi daha iyi anlayabilmek için iki örnek üzerinde anlamaya çalışalım. Feto ve Vatikan’ı ne kadar iyi anlarsak, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin nasıl hegemonik bir güce sahip olduğunu daha iyi idrak ederiz. Zira her üç örgüt de küresel emperyalist karanlık odakların emellerine ve Siyonizm’e hizmet ettiğini unutmamak lazım.

Patrikhane+Vatikan+Feto, her üçü de dinlerin sevgi, merhamet, kardeşlik, hayır, iyilik, insan hakları gibi erdemleri istismar ederek, zalim küresel emperyalist güçlerin karanlık emellerini maskelemek için icat edilmiş ve kullanılan proje dinî hareketler olduğu gerçeğini göz ardı etmememiz gerekiyor.

Vatikan, dünyanın en küçük ve gelir düzeyi en yüksek ülkesidir. Yerleşik nüfusu sadece 900 kişi civarındadır. Yüzölçümü 44 hektardır. Resmiyette kontrol ettiği dünya serveti 700-800 milyar dolar civarındadır. Gerçekte kontrol ettiği servet ise, trilyon dolarları aşmaktadır. Vatikan’ın kontrol ettiği yer altı ve yer üstü örgüt ve servetler üç aşağı beş yukarı bellidir.

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin hegemonik yapısına gelince, gizemlerle dolu bir yer altı dünyası, tam muamma bir yapılanmaya sahiptir. “Archon”ların “Ruhanî Archon”u, görünüşte (Haçlı asa’sı hariç) kayıtlı hiçbir şeyleri yok ama hakikatte dünyanın bütün yer altı ve yer üstü örgütleri peşinde pervane gibi dolanmaktadırlar.

Tıpkı Feto gibi, vaazlarda salya sümük ağlıyor, yırtınıyor, yırtık bir ceketinden başka hiçbir servetinin olmadığı iddiasında bulunuyor ama Amerika, Avrupa, İslâm ve gayr-i Müslim dünyasının bütün şer odakları göz bebekleri gibi muhafaza ediyorlar.

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi ve İstanbul Rumları, görünüşte ve oluşturulmak istenen algı operasyonları sonucunda, dünya çapında belki en mazlum ve en mağdur bir azınlık oldukları intibaını uyandırıyor olabilirler. Belki Türkiye Cumhuriyeti hâkimiyeti altında yaşamak onlar için başlı başına bir mağduriyet ve büyük bir talihsizlik olarak pazarlanıyor olabilir. İstanbul Rum Ortodokslarının nüfusu sürekli azalmakta olduğu iddiasını ileri sürüyor olabilirler. Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin “Ekümenikliği” tanınmamakta, uluslar arası faaliyetleri kısıtlanmakta olduğu gibi mazlumiyet pozisyonlarına yatıyor olabilirler.

Ancak gerçekler böyle midir? Bu mağduriyet edebiyatı ve algı operasyonlarıyla asıl neler hedeflenmektedir? Bu yanıltıcı ve gerçekleri çarpıtıcı algı operasyonları üzerine çok derin düşünmemiz gerekiyor. Yukarıda ileri sürülen iddiaların gerçeklerle ne kadar alâkası vardır? Bu yanıltıcı algıların üzerinde derin bir şekilde eğilmemiz lâzım.

Bu tür yanıltıcı iddiaların iç yüzüne kısaca göz atıldığı zaman, ne kadar profesyonel yalanlar ve algı operasyonlarıyla karşı karşıya olduğumuzun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Bu algı operasyonlarıyla en başta, uluslar arası camia karşısında Türkiye Cumhuriyetini zor durumda bırakmak, baskı unsuru oluşturulmasını sağlamak için başvurulan en etkin bir propaganda aracı olduğu net bir şekilde anlaşılmaktadır.

İstanbul Rumları ne kadar mağdur ve ne kadar mazlum? İstanbul Rumları, tıpkı Batı Trakya Müslüman Türkleri gibi, Lozan Antlaşmasıyla Hakları belirlenmiş bir azınlıktır. İstanbul Rumlarının tarih boyunca sahip oldukları ekonomik güç, servet, vakıf, bina, okul hastane v.s. kurum ve kuruluşlarıyla, Batı Trakya Müslüman Türklerinin ekonomik gücü, vakıf, okul v.s. kurum ve kuruluşlarıyla kıyas bile edilmeyecek düzeydedir. Buna rağmen, İstanbul Rumları, Türkiye Cumhuriyetinin (dikta rejimi altında inim-inim inleyen) mazlum ve mağdur bir azınlık pozisyonunda olduğu algısı oluşturulmak isteniyor.

Batı Trakya Müslüman Türkleri ise (demokratik, medenî ve Avrupaî Yunan yönetimi altında) dünya’nın en müreffeh ve her türlü hakkını fazlasıyla elinde bulunduran, numune bir azınlık olduğu propagandalarının (içimizden fakat bizden olmayan mankurtların aracılığıyla) yıllardan beri nasıl servis edildiğine bütün dünya şahittir. Bu insafsız ve vicdansız algı operasyonlarını değerlendirmek, izan ve vicdan sahiplerinin takdirine bırakıyorum.

Gelelim İstanbul Rumlarının en çok istismar edilen nüfus sorununa! İstanbul Rumlarının 1955 yılına kadar nüfusu 105.000 civarındadır.  1955’ten 1975’e kadar takriben 100.000 İstanbul Rum’u tedricen ve plânlı bir şekilde dünyanın farklı coğrafyalarına göç ettirildi.

1955/6-7 Eylül olayları, İstanbul Rumlarının 11 Eylül’ü mesabesindedir. 6-7 Eylül karanlık olayları halen gizemini muhafaza etmektedir. 6-7 Eylül olaylarının nasıl tezgâhlandığını ve nasıl icra edildiğini, nasıl istismar edildiğini, nasıl çarpıtıldığını ve kimlerin işine en çok yaradığını göz önünde bulundurursak, bazı ipuçlarını yakalama imkânımız olabilir.

6-7 Eylül olaylarını müstakil bir yazıda analiz etmeye çalışacağım. Ancak fazla detayına girmeden ehemmiyetine binaen burada şu kadarının altını çizerek yetinmek istiyorum. 6-7 Eylül olayları çok plânlı, programlı bir Patrik Athenagoras ve Başpiskopos Makarios maşalı profesyonel bir CİA projesinden başka bir şey olmadığı gerçeği, er veya geç aydınlanacaktır. Bunun için ben 6-7 Eylül olaylarını İstanbul Rumlarının 11 Eylül’ü olarak nitelendiriyorum. Baş mimarı da bir CİA projesi olan İstanbul Patriği Athenagoras’tır. Sebeplerini, sonuçlarını ve delillerini ileride izah etmeye çalışacağız.

Bir kere aklı başında bir insan şu kadarını düşünmeden edemiyor. 1955 yılına kadar Türkiye Cumhuriyetinin, İstanbul Rumlarıyla ciddî bir sorunu yok iken, nasıl oldu da durup dururken küçücük bir provokasyonla, çok kısa bir zaman zarfı içerisinde 60-70.000 İstanbul Rum’unun göç etmesine sebep olacak faciaya dönüşen bir olay ile karşı karşıya kalınıyor. Şer-üst bir akıl olmadan, plân ve proje olmadan bu kadar kusursuz işleyen masum bir operasyon olarak kesinlikle düşünülemez.

İstanbul Rum Ortodokslarının sayısı üç-beş binlerle ifade edilmeye çalışılsa bile, resmiyette böyle bir sayıdan bahsetmek mümkün değildir. Bu tamamen bir algı operasyonudur. Zira Türkiye Cumhuriyeti sınırları dâhilinde, nüfus kütüklerine kayıtlı Rum Ortodoksların sayısı küçümsenmeyecek kadar fazladır. Günden güne bu sayılar plânlı programlı bir şekilde artmaktadır. “Paralel imparatorluk” projelerini hayata geçirmek için bütün hazırlıklar gizemli bir şekilde sürdürülmeye devam ediyor. Yedi tepe üzerinde kurulu sur içi Kadim İstanbul’u Patrikhanenin “küresel Archonlarının” merkezi haline getirme idealinden hiçbir zaman vazgeçilmemiştir.

Küresel Dünya İmparatorluğu projelerini yürüten “Archonların” hükmettikleri sermaye, yürüttükleri lobi faaliyetleri ve sahip oldukları siyasi ve ekonomik güç, Vatikan’ın kat-kat üstündedir. Sur içi Kadim  İstanbul toprakları da, Vatikan Devleti topraklarına ve nüfusuna göre kat-kat fazladır. Küresel Dünya İmparatorluğu projelerini yürüten “Archonlar”, “Ruhanî Archon” olmadan dünyaya hükmedemeyeceklerini de çok iyi biliyorlar.

Küresel İmparatorluk için, “Evrensel” bir din şarttır. “Evrensel” uydurma bir din olmadan olmaz. “Dinler arası diyalog” ve “Ilımlı İslâm” maskeleriyle hedeflenen evrensel ortak bir din devşirme projesi olduğundan şüphe yoktur. Bu küresel dinin başında  “Ekümen”, “Ruhanî”  bir “Archon” zaten (Lokal Feto projesinin evrensel modeli) 40 yıllık bir CİA projesi olarak hazır ve nazırdır. “Küresel Archonların” “Ruhanî Archonu” Dimitris “Archondonis” Bartholomeos efendi görevi başındadır.

Hal böyle iken, bütün dünyada algı nasıl? Efendim, İstanbul Rumları “Diktatör” Türklerin zulmü altında inim-inim inliyor, her gün sayıları azalıyor, günden güne tükeniyor, Bartholomeos efendi de her gün çarmıha geriliyor. Vah! Vah! Vah! İşte algı operasyonları dediğin böyle olur. Profesyonel yalanlar dediğin böyle olur. “Evrensel” din dediğin böyle olur. Medeniyet, Demokrasi, İnsan Hakları, Barış, kardeşlik dediğin böyle olur. Yerseniz.
Yazarın Diğer YazılarıMahkemelerin aleyhimize verdikleri kararlar, doğru yolda olduğumuzun kanıtıdırPatrik Athinagoras'ın din kisvesi altındaki operasyonları -I-Batı Trakya ve dünyadaki ahval ve şeraitten son manzaralarYunanistan Lozan Antlaşması'ndaki “mütekabiliyet”ten ne anlıyor?Lozan'da Batı Trakya ve PatrikhaneGüncel HaberlerDedeağaç tren yolunda kaza: 2 kişi öldü, çok sayıda yaralı varİsrail askerleri Filistinli Down sendromlu genci gözaltına aldı, darp ettiABD İle İngiltere'nin küresel model rekabetiHindistan'da bir Müslüman daha inek yüzünden linç edildiAvusturya’da ehliyet sınavları Türkçe yapılamayacak
© MİLLET MEDYA 2018 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech