Cinar FM
Çınar FM Dinle
Ana sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıGiriş Yap
Seni Unutmayacağım12 Nisan 2018Doğuş ŞÜKRÜdogussukru123@gmail.com

Bu dönem yine bir vesileyle gayri meşru ara sınav tatilinde memleketimdeyim. Batı Trakya'dayım. Sizi unutamıyorum Gümülcine,Yassıköy; bir şeyler beni size çekiyor.

Beş ya da altı gün kalacağım burada. Dolayısıyla gelir gelmez bu süreci en iyi şekilde programlamaya başladım bile. Ağır bir ara sınav süreci ve Gümülcine'ye nazaran dehşet kalabalık olan Sakarya beni etkiliyor ve yetiştiriyor. Lakin şimdi sessizliğin sesinde dinlenmeye ihtiyacım var.

Bu sebeple ilçemizden bir hayli ayrı bir bölge, Koztarla'da; yani dedemin ağılında kuşların böceklerin şahane sesleri eşliğinde Adakaya'yı (kulübenin tam karşısındaki devasa tepe) seyrediyorum. Adakaya, çok heybetli gözüküyorsun. Sana bakarken Şükrü dedemin hasretiyle yanıyorum. Onu bir defa bile göremedim. Fakat yaptıklarını ve söylediği özlü sözlerin bir kısmını bir şekilde öğrendim.

Mevsimlerden nevbahardayız. Her yer yeşillik, güllük gülistanlık. Misk-ü amber kokularıyla donatılmış. Büyük dedem ilkbaharı on sekiz-yirmi yaşlarındaki bir gence benzetir ve şöyle der:

"On sekiz-yirmi yaşlarındaki bir insan nasıl şenli olur; ilkyaz da öyle gelir." Coşkulu ve insanın yaşama sevincini yükselterek gelir, demeye getiriyor büyük dedem...

Bir de kendime baktım o yaşların bir ya da iki yaş ilerisindeyim. Filhakika zaman zaman korkunç heyecanlanıyorum ve bir şeyler yapma gayretiyle harekete geçiyorum. Hayat bilmecesini çözmeye çalışıyorum veyahut öyle sanıyorum.

Dönüp arakama; yani bir ay öncesine baktığımda rüyamı geçerleştirecek işlerin altına girmişim. Mart ayı, seni unutmayacağım. Beni öyle güzel günlerle karşıladın ki sana ve içindekilere çok teşekkür ediyorum...

Evet, Emine Şenlikoğlu'nu Sakarya'ya getirmek ve yakinen kendisiyle tanışmak rüyamdı. Uzun zamandır onun peşindeydim. Fakat bir türlü olmuyordu. Çok yoğundu hocam. En sonunda ümidimi yitirmiştim; en azından büyüdüğü köye, Sinanoğlu'na gidip oraları görmek istedim. Bir şekilde gidecektim. Üç arkadaşıma "Ben Sinanoğlu'na gideceğim" dedim. İkisi "Biz de gelmek istiyoruz" deyince, üç arkadaş gittik oralara.

Ben, gördüğüm vatandaşa, esnafa "Şenlikoğlu'nun akrabaları halen burada yaşıyor mu?" diye soruyorum; farklı farklı cevaplar aldım. Nihayet bir şekilde aradığımızı bulduk. Emine Şenlikoğlu'nun amcasının kızını bulduk.Yaşlı bir amca bizi tanıttı. Sağ olsun fazla bekletmeden bizi içeriye davet etti. Yaklaşık bir saat oturduk. Amcasının kızından hocamla beraberlikleri nasıl geçtiğine dair bilgiler edindik ve verdiği büyük mücadeleyi en yakınlarından dinlemek müthiş bir duyguydu.

Nasıl olduysa; hocamı arama isteği oluştu birdenbire bende. Kuzeniyle de anlaştık ve aradım. Telefonu ona verdim. Hal hatır konuşmalarından sonra beni çok heyecanlı gören yenge sözü bana getirdi. O gün benim için söyledikleri halen kulaklarımda dalgalanıyor:

"Bak Emine, seni burada her şeyiyle çok seven bir çocuk var. Sen ona telefonda anlatmışsın. İşte şimdi o çocuk sana o kadar meraklıymış ki; onun doğduğu büyüdüğü yerleri gezeyim diye buraya gelmiş. En yakın akrabası benim diye buraya getirdiler.."

Bunları duyan hocam:

"Ayy canıım" dedi. Akabinde beni telefona istedi:

"Doğuş kardeş, seninle hangi konuda konuşmuştuk?"

"Hocam, ben sizi Sakarya Üniversite'sine davet etmiştim ama yoğunluğumuzdan dolayı..."

"Haa o musun? Tamam hatırladım hatırladım; programı yapalım. Ben Sakarya'ya geleyim inşallah."

Yaklaşık bir ay devam eden telefon konuşmalarımız ve hazırlıklar Mart ayında meyvelerini vermeye başlamıştı çok şükür.Nihayet Emine Şenlikoğlu bir haftalık konferanslar vermek üzere Sakarya'daydı. Sonunda olmuştu, olmaz dediğim şey. Çok mutluydum; onunla hayatımın en güzel günlerini geçiriyordum. Ondan gerek konferanslara giderken ki yolculuklarımızda gerek başka bir vesileyle görüşmelerimizde çok istifade ettim. Mütevaziliğine hayran kaldım.

Aramızda geçen bir olaydan kısaca bahsetmek istiyorum. Emine hocamızla o gün ikinci programımızın olacağı otele geçtik. Kızı ve torunlarıyla otelin lokantasına geçtiler. Aradan belli bir süre geçince; baktım telefonum çalıyor. Arayan, hocam Emine Şenlikoğlu:

E.Ş : " [...] Doğuş gel (filanca yemekten) yiyelim"dedi.

Yemeğin ismini söylemiyorum canı çeken olabilir diye.

D.Ş : "Geliyim mi hocam" 

E.Ş : "Gel gel"

D.Ş: " Tamam hocam"

Gittim. Selam vererek oturdum yanlarına. Biraz sohbet ettik. Torunu Hümeyra abla Sinanoğlu'na kadar gitmiş olmamı çok beğendiğini ifade edecek sözler söyledi. O gün bize katılan kızı Çiğdem ablayla da biraz sohbet ettik; sonra hocam sordu:

"Dönecek misin?"

"Dönmeyi düşünüyorum; mezun olduktan sonra" dedim. Derken yemeklerimiz geldi.

Emine Şenlikoğlu, tabağındaki yemeğinin yarısını benim tabağıma kendisi bölmesi gibi mütevazi tavırlarının etkisi altında kaldım. Sıra içeceklere geldi; hocam, kızı ve torunu söyledi; sıra bana geldiğinde hocamın istediği içecekten sipariş verdim. Bunu duyan hocam tebessüm ederek; "Hocasını taklit ediyor" dedi. Müthiş bir sevgi duygusu kapladı beni. Şenlikoğlu'nu bu kadar anlatmakla yetineyim...

Bütün bunları neden mi anlattım; başa dönelim isterseniz. Büyük dedemin yaptığı tespitin ne kadar yerinde olduğunu göstermek istedim. Genç insan, ilkbahar gibidir, güzel şeyler sunma heyecanı vardır onda. Bir işe giriştiği vakit elinden gelenin daha fazlasını yapmaya çalışarak, "Ölmek var dönmek yok" şuuruyla yoluna devam eder. Gerisini Allah'a bırakır, olacağı varsa olur...

Yazarın Diğer YazılarıUçuş Modu - 4Uçuş Modu - 3Uçuş Modu-2Uçuş ModuTatlı TelaşGüncel HaberlerDedeağaç tren yolunda kaza: 2 kişi öldü, çok sayıda yaralı varİsrail askerleri Filistinli Down sendromlu genci gözaltına aldı, darp ettiABD İle İngiltere'nin küresel model rekabetiHindistan'da bir Müslüman daha inek yüzünden linç edildiAvusturya’da ehliyet sınavları Türkçe yapılamayacak
© MİLLET MEDYA 2018 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech