LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Haftanın İçinden Kahve Sohbetleri 16811 Ekim 2012Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

PARRA PARRA PARAA Paranın dini imanı yoktur derler, kimliği de yok öyleyse. O zaman neden bazılarına dinini, bazılarına kimliğini değiştirtebiliyor? Kendine gücü yetmeyen paranın yapabildiklerine bir bakın siz. Vay be, bir kısım para için neler oluyor! Yurtlar aileler bırakılıyor hatta terk ediliyor, namus ve dürüstlük yerlerde sürünüyor. Yalan dolan, her kapıdan içeri giriyor. Para dedik ya, üstü kapalı bir şekilde ülkeyi terk ediyor ve ne tuhaftır, arkasında gözü yaşlı fakir insanlar bırakarak. Yunanistan’da fakir olan vatandaş, yurtdışında her ne hikmetse milyoner. Zamanında bizler Türkiye’ye giderken gümrükte delik deşik ederlerdi eşyalarımızı, çünkü sadece 200 mark hakkın vardı Türkiye’ye geçirmeye. Çünkü onlara göre para Türkiye’ye uçuyordu, önlemlerini almak zorundaydılar ülke olarak. Fakat görünen o ki, zavallı garibanlarmış meğer milyonları yurtdışına kaçıran. Türkiye’de ev satın almış olsan ne olur, öte taraftan milyonlar uçar iken. Türkiye’de iş kursan ne olur, yan taraftan vergi kaçıranlar devletin parasını yurtdışına çıkarırken. Ama nedense yıllardır hep azınlık insanının yaptığı görüldü, hep küçük şeylerde takılı kaldı bu zihniyet. Öyle ki, kamu parası yiyen zengin bir millet ile, kaşık değil kepçe ile hazinesini doldurmuş ve nitekim kendi ülkesinde fakirleşmiş zengin bir millet ve kendi halkını pek düşünemeyen fakirleşmiş bir hükümet var karşımızda, kendini kurtarmak için suçluları görmezlikten gelen, yolsuzluklara senelerdir göz yuman, yumdukça gözleri yumulan bir hükümet… Gerisi hikâye, geleceği masal, bugünü mitoloji olan garip bir memleket…

B PLANI VARMI B PLANI? Reha Muhtar’ın da dediği gibi; “Acı var mı acı?” Küçük çocuk olsan ağzına biber sürerler, politikacı olsan dilini keskinlerler. Mecliste toplanıp karar veren seçtiklerimiz, ülkeyi avrodan çıkartmamak için bulsalar bizi bile satacaklar. Çünkü şeref ve namustan sonra, sadece biz kaldık. Şimdi bu yeni kanunların başarılı olup olmayacağını sorsan bilmezler, denenmesi gerek derler. Eyvallah. Peki, tutmadığı halde bir B Planınız var mı diye sorsan o da yoktur eminim. Yeni kanunların çoğu sadece Troyka’nın gözünü boyamak için. Sonra Troyka’yı suçlayıp bizim de onlardan nefret etmemizi sağlamaya çalışırlar. Amaç mı? Meclisten kanunları bir çırpıda geçirebilsinler diye. Almanya’dan nefret etmemiz için her defasında Merkel’i aşağılarlar, Merkel geldiğinde de onu krallar gibi karşılarlar. Üstelik Merkel’in gideceği ve geçeceği yerlerde gösteri yapmayı, toplanmayı yasaklayarak. Onun geçtiği yerlerde nefes almak bile yasaktır, belki bize acır da yardım elini uzatır diye. Hâlbuki Merkel geldiğinde yasaklanan toplu halde buluşmalar veya yürüyüşleri, şimdi önümüzdeki 28 Ekimde, yine zamanında  İtalyan ve Almanlara hayır diyebilmişiz diye şehir meydanlarında yapmamız istenecek. 28 Ekimleri kutlarsın ha, işte bak ablan seneler önceki ‘’hayır’’ın cezasını kesmeye başladı bile, üstelik sana bir sürü savaş tazminatı borcu olmasına rağmen… Fakat yine her ne hikmet ise zamanında doğalgaz meselesi konuşulan Kıbrıs’a giden Merkel, şimdilerde Ege’deki petroller konuşulmaya başladığı andan itibaren hemencecik Yunanistan’ı da ziyaret ediverdi, hem de hemen Davutoğlu’nun biraz önünde… ‘’Tυχαίο? Δεν νομίζω’’

YUNANİSTAN İÇİN BENZETMELER İşimiz icabı insanların içinde dolaşan bir kimliğimiz olduğundan, genelde ihtiyar genç demeden işimizi yaparken, nabız yoklamasından da hiç geri kalmayız alimallah. Merkel hanımın ülkemizi ziyaretinden istifade ederek, madem ki gündem bugün bunu gösteriyor, bizde soralım dedik gittiğimiz müşterilere, Yunanlı arkadaşlara, gencine ihtiyarına. ‘’Nasıl dedik ülke olarak gidişatımız, neye benzetebiliriz şu an Yunanistan’ın halini’’? İhtiyar bir delikanlı, Mihri Belli’nin dönemlerine götürdü bizi canlı canlı yaşadığı günlere geri döndü bu sorumuzla. ‘’Ben dedi askerdim antartların geceleri cirit attığı dönemlerde. Büyük İngiliz komutanlarının emrinde olduğumuz o günlerde, gündüz silahla nöbet bekler, kim sorursa dağdakilere savaş açar, geceleri de kışla veya polis birliklerimizden dışarı çıkmamız yasaklanırdı. Bunu fırsat bilen antartlar da, bütün gece halkı soyarlardı. Bizim görevimiz halkı korumak olmasına rağmen, bazılarının işine öyle geldiğinden dolayı, halkın ezilmesine göz yummamız isteniyordu, emirler de tabiî ki o şekilde veriliyordu. Ta ki, Rusya ile anlaşma sağlanıncaya dek. O zaman kısa bir süre içinde dağ haydutlarını pusuya düşürüp yakaladık’’ Peki, bana bunları neden anlatıyorsun ki dedim bir kıyaslama yapamadığımdan. ‘’İşte dedi cevabım bu, sen bana şimdiki Yunanistan’ın halini sordun ya bende anlattım. Her şey o dönemdeki gibi. Halk soyuluyor ve buna işlerine geldiğinden dolayı herkes göz yumuyor. Şu an zaten yerli malların ve yerli sanayinin, ya da şirketlerin batması Avrupa’nın da işine geliyor, bizim üçlü koalisyon da maalesef buna yardımcı oluyor. Ve bu kazıya kazıya sonlara dayandığında bitecek gibime geliyor’’ dedi ve bitirdi. Adam haklı… Fazla uzatmayalım, başka bir gence soralım dedik bu defa, bakalım ne cevap verecek? Onun cevabı da çok ilginç idi. Yunanistan’ın şu anki halini ve Merkel’in ziyaretini o ise İzmir’in 1922’deki haline benzetti. “O dönemlerde İzmir şimdiki Paris gibi bir şeydi” dedi. Hatta her şey ilk önce İzmir’de, ondan sonra şimdiki Avrupa ülkelerinde moda olurdu dedi. İşte o dönemlerin zengin ve kendinden emin İzmirli Rumları, onlara bir şey olmaz, onların yardımına koşacak birileri her zaman vardır rahatlığı ile, Türk ordusu İzmir sınırlarına vardığında bile, onlar hala golf oynamaya ve kalın purolarını içmeye devam ettiler, taa ki Türk ordusu içerlere varıncaya dek. Nitekim olayın ciddiyetini kavradıklarında, yanlarına alınabilecek tüm değerli mal varlıklarını alıp şehri ateşe verip kaçmayı doğru buldular’’ Şimdi buradaki tek fark, o zaman son anda zenginliklerini yanlarına almaya çalışırken, şimdikiler zenginliklerini çoktan yurtdışına çıkarmışlar zaten. Ama ne yazık ki hala sihirli bir değnek ile bizi birilerinin son anda da olsa kurtaracağını hayal ediyoruz, onun için de zaten sonuna kadar normal bir şekilde yaşamaya devam edeceğiz, son kuruşumuz bitinceye dek umutla hayalle yaşamaya devam edeceğiz’’… E bu adam da haklı. Nasreddin hocanın da dediği gibi, ‘’sende haklısın bende, ama o da haklı’’. Kısacası kimsenin alacağı yok arkadaşlar, boşuna ümitlenmeyin…

Daha varda onları da haftaya bırakalım canım, hepsi daha birinci haftadan bitmesin. Bu hafta fıkramızla bitirelim isterseniz yazımızı…

Yunan ve Alman şirketleri arasında bir kürek yarışı düzenlenmesine karar verildi. Her iki takım da performanslarının en üst düzeyine varabilmek için uzun ve zorlu bir hazırlık devresinden geçti. Büyük gün geldiğinde, iki taraf da kendini hazır hissediyordu.

Almanlar yarışı bir kilometre farkla kazandılar.

Yarış sonrasında Yunan takımı çok sarsılmıştı. Yunan Şirketi yönetimi yarışın açık farkla kaybedilmesinin nedeninin bulunmasına karar verdi. Sorunu araştırarak, çözüm yollarını önermesi için Mc Kinsey ve Arthur Andersen ve bir dizi diğer yabancı danışmanlık şirketiyle anlaşıldı.

Bir yıl süren ve milyonlarca dolara mal olan çalışmalar, analizler, araştırmalar sonucu yabancı danışmanlık şirketleri hatayı buldu ve çözüm önerisi getirdi :

Almanların takımında sekiz kişi kürek çekiyor, bir kişi dümencilik yapıyordu... Yunan takımında ise bir kişi kürek çekiyor, sekiz kişi dümeni kullanıyordu…

9 Kişilik Yunan Takımı Almanlarla bir yarış daha yapmak üzere yeniden yapılandı. Yeni yapıda :

Dört Dümen Müdürü

Üç Bölgesel Dümen Müdürü

Kürek çekmekle görevli kişinin performansından sorumlu bir Dümen Yöneticisi...

Ve Kürek Çekme elemanı

İkinci yarışı Almanlar iki kilometre arayla kazandılar.

Tepesi atan Yunan Şirketi Yönetim Kurulu hemen aksiyon aldı :

Yarışın kaybedilmesinden sorumlu tutulan Kürekçiyi kovdu ve Müdürlere sorunun çözümüne olan katkılarından ötürü ikramiye verdi.

İşte memleketimin acı gerçegi.......

Bu haftalık da bu kadar değerli okurlar. Haftaya dek her şey gönlünüzce olsun. Hoşça kalın dostça kalın…

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerUEFA Avrupa Ligi'nde 12 karşılaşma yapıldıUEFA Avrupa Ligi'nde gecenin sonuçlarıAvrupa Parlamentosu Milletvekili bütçe nedeniyle açlık grevine başladı29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Türkiye'nin Avrupa'daki birçok dış temsilciliğinde kutlandıKoronavirüs salgınında son 24 saat
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech