Cinar FM
Çınar FM Dinle
Ana sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıGiriş Yap
Patrik Athinagoras'ın din kisvesi altındaki operasyonları -I-11 Mayıs 2018Feyzullah Hasankâhya

Daha önceki yazılarımda Patrik Athinagoras’ın bazı meziyetlerinden bahsetmiştim. Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin ve Heybeli Ada Ruhban Okulunun en maharetli “Ruhban”larının başında geldiği bütün dünyanın bildiği bir gerçektir. Burada Heybeli Ada Ruhban Okulu mezunu olduğu için söz gelişi “Ruhban” sıfatını kullandım. Yoksa gerçek “Ruhban”lıkla uzaktan yakından alâkası yoktur. Oynadığı Bizans oyunlarını, çevirdiği entrikaları kamufle etmek için papaz kıyafetini ve “Ruhban”lık kılıfını kullandığı, hayatı boyunca giriştiği maceralardan açık ve net bir şekilde anlaşılmaktadır.

Athinagoras, Hıristiyanlığa bırakın en ufak bir hizmeti, tam tersine, Hıristiyanlığa hizmet kisvesi altında, küresel emperyalist güçlere hizmet ederek, asıl en büyük zararı bizzat gerçek Hıristiyanlığa yapmıştır. Bütün ömrünü “din” kisvesi altında (tıpkı Bartholomeos, Fethul-LÂT Gülen, Amerikalı sözde rahip Andrew Brunson gibi) küresel emperyalist güçlere hizmet etmekle geçmiştir.

Burada kısaca anlatmaya çalışacağımız bazı gerçekler, asla kuru iddialar, komplo teorileri veya iftiralar olarak algılanmasın. Küresel emperyalist güçlere hizmet eden Athinagoras ve  Bartholomeos gibi küresel din baronlarına, Slav Kiliseleri, Arap Kiliseleri ve bazı Helen kiliselerine bağlı samimi gerçek Hıristiyanların, dünya çapında ne lânetler okuduklarını ve nasıl karşı çıktıklarını burada yazmaya kalksam yüzlerce sahifeye sığmaz.

Hıristiyanlığı aslından nasıl uzaklaştırdıklarını, nasıl tahrif ettiklerini ve herhangi bir dine benzeyen tarafı kalmayan küresel uydurma bir din haline nasıl getirdiklerini ibretle müşahede eden samimi gerçek Hıristiyanlar kahroluyorlar. Karşılarında, küresel emperyalist güçlerin desteğini almış küçük bir azınlık olan din baronları olduğu için, seslerini duyuramıyorlar.

Emperyalist küresel güçlere hizmet eden bu tür din baronlarının hegemonyalarına itaat etmeyen Hıristiyanlar ve gerçek din adamlarının dünyalarını, kumpas, tehdit ve komplolarla nasıl kararttıklarını büyük üzüntüyle müşahede ediyorlar.

Aslında Athinagoras ile ilgili daha ileriki zamanlarda yazmayı düşünüyordum. Fakat geçen gün Yunan basınında, Selânik Aristotelyo Üniversitesi Teoloji bölümü, Athinagoras’ın Fener Rum Ortodoks Patriği olarak seçilmesinin 70. Yılı münasebetiyle “Athinagoras ve Evren” konulu iki günlük (19-20 Nisan 2018) Uluslararası bir panelin programı gözüme ilişti. Bu vesileyle, hem bu panele, hem panelin konusu olan Athinagoras’a ehemmiyetine binaen kısaca değinme gereğini hissettim.

İki günlük panelde, 4 oturum, 13 sunum yapılmıştır. Patrik Athinagoras’ın hayatı farklı yönleriyle detaylı bir şekilde ele alınmıştır. İlgi çeken bazı başlıkları kısaca not etmeye çalışacağım. Konunun uzmanı bilim adamları tarafından aşağıdaki başlıklar doğrultusunda sunumlar yapılmıştır.

“Heybeli Ada Ruhban Okulu öğrencisi Athinagoras”

“Uyum ve yatıştırma vaizi Athinagoras”

“Kerkira Mitropoliti Athinagoras”

“ ‘Ekümenik’ Patrik Athinagoras, sevgi temeli üzerine kurulmuş ‘sevgi ve gerçek diyaloğun’ başlangıcı”

“ ‘Ekümenik’ Patrik Athinagoras ve Papa 6. Pavlos, 1054’ten beri devam eden “Aforizmaları yürürlükten kaldırıyorlar ve Papalığın birincilik yetkisine çözümler öneriyorlar”

“Çok şey anlatan bir mektup – ‘Dünya Kiliseler Konseyi’ genel sekreteri, Patrik Athinagoras’a yazıyor 1951”

“Yunan Kilisesi ve ‘Dünya Kiliseler Konseyi’: ‘ekümenik’ faaliyetlerde Ortodoks Kilisesinin 70 yıllık diyalog ve katkıları”

“Ortak evrensel ülküler: ‘Dünya Kiliseler Konseyi’nin (barış, adalet ve birlik kutsal yoldaşlığında) Patrik Athinagoras’ın sevgi, barış ve birlik kutsal yolculuğu”

“Patrik Athinagoras ve Roma Katolik Kilisesi ile birlik meselesi: Patrikhane’nin teşebbüslerine karşı, Yunan kilisesi Atina Başpiskopos’u Hrisostomos’un (1962-1967) tutumu”

“Manastır ‘Makedonya’ Zangoç’u Athinagoras”

“Athinagoras’ın patrikliği döneminde İstanbul Patrikhanesinin uluslar arası prestijine karşı Türklerin itirazları”

“Soğuk savaş ortamında Athinagoras’ın patrik seçilmesi 1948”

Görüldüğü gibi konular çok seçkin ve birbirinden ilginç. Patrik Athinagoras, olağan üstü zor zamanların en “başarılı” patriği ve Helen Ortodoksluğu için tam bir rol model olarak sunulmaktadır.

Athinagoras 1886 yılında Yanya bölgesinde eski adı “Çaraplana” olan bugünkü ismiyle “Vasiliko” köyünde doğmuştur. Yanya bölgesi o dönemde halen Osmanlı hakimiyeti altında idi. 1903 yılında Heybeli Ada Ruhban Okuluna başlar, 1910 yılında üstün başarıyla mezun olur. Hemen kilise hizmetine girer ve zangoç olarak göreve başlar. Üstün kabiliyetli (küresel emperyalist güçlerin önemli bir projesi) olduğu için kilise içinde çabuk yükselir ve çok kritik noktalarda görev üstlenir.

Genç (24 yaşında) ve ateşli Athinagoras, Balkan coğrafyasının en karmaşık bölgesinde ve en kritik dönemleri olan, Birinci ve İkinci Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı yıllarında (1910-1917) ‘Makedonya’nın Manastır bölgesinde göreve başlar.

Fener Rum Patrikhanesi Osmanlı Devleti'nin yüzyıllardan beri kendisine tanımış olduğu bazı imtiyazları keyfi uygulamalarla, Osmanlı tebaası diğer Hıristiyanları Helenleştirmek gayesiyle yayılmacı ve baskıcı bir hegemonya kurma aracı olarak kullanmıştır.

Nitekim zaman içerisinde, Fener Rum Patrikhanesinin bu yayılmacı ve baskıcı tutumuna, Sırp ve Bulgar kiliseleri Fener Rum Patrikhanesine karşı isyan ederek, bağımsızlıklarını ilân etmişlerdir. Fener Rum Patrikhanesinin yüz yıllardan beri Helen olmayan Osmanlı tebaası diğer Hıristiyan kiliseleri arasında ektiği fitne ve fesat tohumlarının etkileri, günümüzde bütün canlılığıyla varlığını sürdürmektedir. Fener Rum Patrikhanesi, Hıristiyanlık ilkelerine tamamen aykırı bir şekilde, kendisini “eşitler arasında birinci” bütün Hıristiyanların kendisine tabi olmaları gereken yegâne merci olarak konumlandırmaktadır.

Fener Rum Patrikhanesi, tarih boyunca İstanbul’u Hıristiyanlığın ana merkezi haline getirme çabası içerisinde olmuştur. Fener Rum Patrikhanesi, Hıristiyanlığın yayıldığı ana merkez olarak İstanbul’u, Aya Sofya’yı da Kudüs’teki Süleyman mabedine benzetmek istemiştir. Bu şekilde “Tıpkı Yemen valisi Ebrehe gibi” bütün Hıristiyan dünyası için İstanbul ve Anadolu topraklarını mukaddes topraklar olarak vaftiz ederek, bütün Hıristiyan dünyasının hac ibadetini bu topraklarda yapmaları gerektiğini dayatma hevesinde olmuştur.

Bizans toprakları, Hıristiyan âleminin mukaddes toprağı kabul edilince, İslâm’ı ve Müslümanları bu topraklardan ebediyen sökme “İdea”sı da gerçekleşmiş olacaktır. Bu büyük ülkü “Megali İdea” bugün de bütün canlılığıyla varlığını sürdürmektedir ve hiçbir zaman vazgeçmeyeceklerdir. Bizans İmparatorluğu Paralel Devleti her devirde aktiftir ve sürekli yenilenmektedir. Zamanı geldiğinde sadece resmiyeti ilân edilecektir.

Camisiz ve minaresiz sur içi İstanbul için, dünyanın her tarafından binlerce arkeolog ve çevreci bilim adamı çalışmaktadır. Sık-sık yerinde tespitler yapmak ve gelişmeleri Bartholomeos’a aktarmak için patrikhaneye gelmektedirler.

İsrail İçin arz-ı mev’ûd ne ise, Amerika’daki “Archon”ların desteğinde Fener Rum Patrikhanesi için Bizans toprakları arz-ı mev’ûd konumundadır. İsrail için Mescid-i Aksa’yı yıkma projeleri ne ise, İstanbul Sur içindeki cami ve minarelerin kilise kalıntıları üzerinde binâ edildikleri iddialarıyla bütün camileri ortadan kaldırma “İdea”ları vardır. Bütün plânlar projeler buna göre dizayn edilmektedir. “Megali İdea”ları bu. Gerçekleşme ihtimali var mı? Asla!

Bu hezeyanları sadece iddia etmiyorlar, bütün küresel emperyalist baronlar kendileri böyle inanıyor ve bütün Hıristiyanların bu “idea”lara ve hayallere inanmak mecburiyetinde olduklarını savunuyorlar. Fener Rum Patrikhanesinin bu iddialarını kabul etmeyenler ve böyle inanmayanlar, anti ekümenist veya anti emperyalist Hıristiyanlar olarak, ikinci ve üçüncü sınıf Hıristiyanlar sayılıyorlar. Reddedenler ve karşı çıkanlar ise lânetli veya aforoz edilmesi gereken âsî Hıristiyanlar olarak yaftalanıyorlar.

Athinagoras, ‘Makedonya’ Manastır’a Zangoç olarak göreve başladığı zaman (1910) henüz 24 yaşında, Trakya ve Makedonya bölgesi halen Osmanlı Devleti hâkimiyetindedir. Athinagoras’ın yedi yıllık Makedonya Zangoçluğunu iki ayrı dönem olarak ele almak gerekiyor. (1910-1913) Osmanlı hâkimiyeti dönemi, ( 1913-1917) Bulgar-Sırp ve Fransız hâkimiyeti dönemi.

Athinagoras, zangoçluk yaptığı Manastır Mitropolitliğinde, gündüzleri kilisede görünüyor, geceleri gizli operasyonlarda bulunuyor. Athinagoras’ın en büyük meziyetlerinden biri, çok iyi takiye yapması ve kılıktan kılığa girmesidir. “Hizmette” bulunduğu bölgelerde yerel dilleri çabuk kavrayıp, bölge halkıyla çabuk kaynaşabiliyordu. Sırplarla Sırp, Bulgarlarla Bulgar, Arnavutlarla Arnavut olabiliyordu. Aslında hepsine beraber düşmandı ama hiç renk vermiyordu. Zaten Heybeliada Ruhban Okulunda ilk önce öğretilen taktik, kurnazlıkla başkalarının yanında takiye yapmak, gerçek niyetlerini gizlemek ve kendilerini kamufle etmektir.

‘Makedonya’ bölgesinde bütün farklı etnik gruplara şirin görünüp yardım ve hediyelerle Helenleştirme mücadelesi veriyordu. (Fenerli zenginlerin serveti nasılsa patrikhanenin hizmetinde) Manastır bölgesinde yaşayan Makedon, Sırp ve Bulgar’ların hepsi zaten Hıristiyan’dı. Athinagoras, burada kime karşı ve kimin için Hıristiyanlık mücadelesi veriyordu.

Athinagoras için Hıristiyanlık ve papazlık, sadece bir maske ve kamuflaj görevini yapıyordu. Asıl gayesi en başta Balkanlarda Osmanlı hâkimiyetini ortadan kaldırmak, daha sonra oradaki farklı etnik gruplara ait Hıristiyanları zorla Helenleştirip, Fener Rum Patrikhanesine bağlamak ve Slav kiliselerin hâkimiyetine son vermektir.

Bunun böyle olduğu, Birinci Balkan Savaşından sonra, Osmanlı hâkimiyeti sona erince, Osmanlı mirası paylaşılırken, Yunan, Sırp, Bulgar ve Arnavutların birbirini boğazlamaya başlamaları ile ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda, İkinci Balkan Savaşını kendi aralarında başlatmalarından sonraki gelişmelerden daha net bir şekilde anlaşılmaktadır.

Manastır bölgesinde Fener Rum Patrikhanesinin kontrol ettiği kiliselerde ve Mitropolitliklerde, geceleri gizli toplantılar yapılıyor ve duruma göre gizli operasyonlar düzenleniyordu. Manastır ‘Makedonya’ bölgesinde, Patrikhanenin Heybeli Ada Ruhban Okullu en sağlam iki ‘militanı’ Mitropolit Hrisostomos ve Zangoç Athinagoras görev başında idi. Ana görevleri, Makedonya bölgesini Hıristiyanlaştırmak değil, Fener Rum Patrikhanesi hâkimiyeti altına almak için olağan üstü çaba göstermektir.

Athinagoras kılıktan kılığa girdiği için çevredeki Fransızlar ve Sırplar şüphelenmeye başladı. Özellikle bölgeyi o dönemde kontrol eden Fransız güçleri, uzun süre Mitropolitliği ve Athinagoras’ı takibe aldılar. Manastır Mitropolitliği Fener Rum Patrikhanesinin bir şubesi gibi çalışıyordu. Kimin girdiği kimin çıktığı belli değildi.

Athinagoras ve Hrisostomos'un Mitropoli’de, Kralcılarla ve Almanlara yakın kişilerle gizli görüşmeler yaptıkları doğrultusunda Fransız güçlerine istihbarî bilgiler ulaşıyordu. Bunun üzerine, Fener Rum Patrikhanesinin bu iki “sözde” din adamını Fransızlar, bölgeden sürme kararı aldılar. Athinagoras ve Hrisostomos, bilgi ve malzeme toplamak gayesiyle bir gün Selânik’e indikleri sırada, Fransız güçleri tarafından ikisi de tutuklanıyor, bir askerî kamyona bindirilip, Senegalli Fransız askerler tarafından, Selânik’teki Fransız hapishanelerine götürülüyorlar. Uzun müddet çok ağır şartlarda sıradan diğer suçlularla beraber hırpalanıp işkencelere maruz kalıyorlar.

Selânik Mitropoliti Gennadios, durumdan haberdar olunca, araya giriyor ve Fransız General Moris Saray’dan Athinagoras ve Hrisostomos’un serbest bırakılmaları için ricada bulunuyor. General Moris Saray, Agion Oros’a sürgüne gitmeleri şartıyla serbest bırakıyor. İki yıla yakın Agion Oros’ta kaldıktan sonra, Athinagoras, 1919 yılında Atina Başpiskoposluğunda kâtip olarak göreve başlıyor.

Athinagoras’ın faaliyet gösterdiği bölgede yüzyıllarca, Makedonlar, Sırplar, Bulgarlar, Arnavutlar ve Türkler huzur ve barış içinde yaşamışlardı. Küresel emperyalist güçler, Fenerli zenginlerin finansmanı ve Fener Rum Patrikhanesinin kışkırtmalarıyla, balkanlarda zaman içerisinde huzursuzluklar artmış ve bugünkü kaotik durum ortaya çıkmıştır.

Günümüze kadar gelen sosyolojik yapı ana hatlarıyla aynıdır. Zaman-zaman dış güçlerin müdahaleleri sonucunda, sınır hatlarıyla ilgili bazı ihtilâflar ve gerçeğe dayanmayan etnik iddialar olsa da, sosyolojik ve kültürel yapı tarih içerisinde büyük ölçüde kendini muhafaza edebilmiştir. Dil, din, ırk ve mezhep açısından günümüzdeki yapı yüzde olarak değişse de, kök olarak geçmişten farksızdır. Bu sosyolojik ve tarihî gerçekleri inkâr eden, yayılmacı politikalarıyla değiştirmek isteyen Yunanistan, bugünkü kaosun ve huzursuzluğun ana kaynaklarından biridir.

Trakya ve Makedonya bölgesine, istisnaî bazı yıllar hariç hiçbir zaman Helen kültürü hâkim olmamıştır. Bu bölgede Helen kültürünün herhangi bir izine, eserine rastlamak mümkün değildir. Helen’ler ve Helenizm daha çok Atina, Peloponiso ve adalarda yaygınlık göstermiştir.

Helen kültürüne ait yapı ve heykellere Trakya ve Balkan bölgesinde pek rastlanmamaktadır. Helen ve Bizans kalıntıları olarak sunulan kalıntıların çoğu, Makedon Krallıklarına aittir. Makedon kralların ve Makedonların Helenlerle herhangi bir akrabalığı söz konusu değildir.

Trakya ve Makedonya bölgesinde inşa edilmiş olan Kilise ve Manastırların çoğu da, Osmanlı Devleti döneminde ve Osmanlı Devletinin yardımlarıyla inşa edildiğini de kaydetmek gerekiyor. Bu da Türklere demokrasi, adalet ve medeniyet öğretme küstahlığında bulunanlara küçük bir hatırlatma olsun. Bu sebeple Türklere medeniyetten, adaletten ve demokrasiden en son bahsetmesi gereken Yunanlılardır. Masallara değil, tarihî gerçekler ile kirli geçmişleri üzerine çokça düşünme ihtiyaçları vardır. FETÖ karakterli olmayan Müslüman Türklerin, Helen’lerden ve Helenizm’den olumlu manada öğrenebilecekleri hiçbir şey yoktur. Lâkin Helenizm’in geçmişten günümüze devredilmek istenen kirli emellerinden korunmak için Helenizm’i çok iyi tanımak gerekiyor.

Yunan adaletinin, Yunan demokrasisinin, Yunan medeniyetinin, Fener Rum Patrikhanesinin, Heybeli Ada Ruhban Okulunun gerçek yüzlerini samimi bir şekilde öğrenmek ve canlı görmek isteyen varsa Batı Trakya’ya gelsin, Batı Trakya canlı kitabını yerinde okusun, gerçekleri dünya gözüyle görsün. Yunan medeniyetini, demokrasisini, Helen Ortodoksluğunu, Fener Rum Patrikhanesini, batı(L) kaynaklardan ve bugünkü Helen cambazlardan öğrenmeye veya uygulamaya kalkanlar gerçeklerle hiçbir zaman yüzleşemezler.

Bu şekilde Athinagoras’ın 1910-1917 yılları arasında yedi yıla yakın bir Manastır ‘Makedonya’ macerası sona ermiş oluyor. Yedi yıllık faaliyetleri neticesinde, bıraktığı izler, ektiği fitne ve fesat tohumlarının halen günümüzde izlerine rastlamak mümkündür. Arnavutlukla Kuzey Epir sorunları, Çamerya sorunu, Yunanistan’da Makedon varlığı sorunu, Makedonya devleti ile isim, kilise ve sınır sorunları, Bulgarlarla Kilise ve sınır sorunları hep Fener Rum Patrikhanesinin yüzyıllarca din kisvesi altında ektiği fitne ve fesat tohumlarının neticeleridir.

Athinagoras’ın diğer maceralarına yeri geldikçe değinmeye devam edeceğiz.
Yazarın Diğer YazılarıEkümenik “Tanrı”nın yalancı peygamberi Georgios KalancisMahkemelerin aleyhimize verdikleri kararlar, doğru yolda olduğumuzun kanıtıdır“Evrensel” din projeleri ve algı operasyonlarıBatı Trakya ve dünyadaki ahval ve şeraitten son manzaralarYunanistan Lozan Antlaşması'ndaki “mütekabiliyet”ten ne anlıyor?Güncel HaberlerKammenos'tan, Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar'a davet'İki Yunan askeri serbest bırakıldığı için mutluyum'Serbest kalan Yunan askerler evlerine gönderildiHun-Türk Kurultayı Macaristan’da geçrekleştiAB'den Yunan askerlerinin tahliyesine ilişkin açıklama
© MİLLET MEDYA 2018 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech