Cinar FM
Çınar FM Dinle
Ana sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıGiriş Yap
İbn Haldun ‘Ümran’ kavramıyla ne demek istedi?11 Mayıs 2018Salih Canbazscanbaz97@gmail.com

İbn Haldun’un görüşlerini çok kısa bir şekilde özetlemek gerekirse toplumların bedevi toplumlardan hazari toplumlara, yani günümüzde göçebe toplumlardan yerleşik toplumlara geçiş şeklinde de ifade edebileceğimiz süreçte yaşanan değişiklikleri ve bu süreçte kurulan devletlerin kendi ifadesiyle nasıl doğup, büyüyüp, yaşlanıp, en sonunda öldüklerini nedensellik döngüsüyle açıklar. Bunu açıklamak için kurduğu bilime de ‘ilm-i ümran’ adını vermiştir. Ümran ilmi günümüzde sosyoloji olarak bildiğimiz bilimdir, ancak sosyoloji ismi 1839 yılında ortaya çıktığından, İbn Haldun’un da 14. yüzyılda yaşadığını varsayarsak kurduğu bilime kendisi isim verip, buna da ümran bilimi adını vermiştir.

Peki nedir bu ümran? Toplum olduğu zannedilebilir ama değildir. Ümran birçoğu tarafından ‘Medeniyet’ şeklinde tercüme edilmektedir. Ancak medeniyet kavramının lügatımıza tanzimat döneminde girdiğini varsayarsak, insanın aklına ister istemez “Ümran varken, neden medeniyet kelimesi ortaya çıkarıldı?” sorusu geliyor. Medeniyet, Batılıların ‘civilization’ olarak ürettiği ve yerleşik hayata geçmiş, gelişmiş insanı tanımlayan kavramın tercümesidir. Daha sonra medeniyet yerine Türklerde ilk yerleşik hayata geçmiş olan Uygur Türklerinden esinlenerek Uygur kelimesi uygara dönüştürülmüş ve uygarlık kelimesi kullanılmıştır.

Cemil Meriç’e göre bu medeniyet kavramı belirsiz, geçmişi olmayan bir kavram. Ümran kavramı ise hem bedevi hem de hazari toplumları kapsar. Başka bir deyişle ümran, kültür ve medeniyetin sentezidir.

Kültür ve medeniyeti sentezlemek bizim ne işimize yarayacak? Öncelikle bu iki kavramın hangi anlamlarda kullanıldığına bakalım. Kültür bir toplumun örf, adet, gelenek, sanat, edebiyat gibi milli unsurlarını ifade ederken, medeniyet ise yerleşik hayata geçmiş insanın doğaya karşı koymasıyla ürettiği bilim ve teknikteki gelişmeleri ifade eder.

Medeniyetin tanımında özellikle vurguladığım insanın doğasına karşı gelmesi olgusu üzerinde biraz düşünmek gerekir. Sigmund Freud, Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları isimli eserinde, uygar insanın uygarlaşırken doğasından uzaklaşmasının trajik bir durum olduğundan söz eder. Evet, medeni insan, uygar insan doğasından uzaklaşmaktadır. Doğasından veya fıtratından uzaklaştıkça, sıfatına hiç yakışmayan davranışlarda bulunmaya başlar. Dünya tarihinin en kanlı savaşı bilimin en üst düzeye geldiği dönem olarak kabul edilen 2. Dünya Savaşı’nda meydana gelmiş olması bundandır. Aynı şekilde Mehmet Akif’in medeniyeti “Tek dişi kalmış canavar” olarak tanımlaması da bundandır.

Fakat, bakıldığı zaman İslam, insanlara bedevi hayatı terketmelerini emretmektedir. Bedevi hayatı terkettikten sonra hiç şüphesiz insan medenileşmektedir. Türkler de İslam dinini kabul etmeleriyle birlikte artık aralarındaki çatışmayı en aza indirgemiş, tek bir çatı aldında toplanma eğilimleri mertebelerini iyice yükseltmiş, bunun en önemli sonucu da Anadolu’da 1000 yıl önce kurulan ve günümüze kadar devam eden devlet geleneğini kurmalarıyla neticelenmiştir. 

İyi ama medeniyetin bunca zararlarını saydıktan sonra neden medenileşelim? İşte burada ümran kavramı devreye girer. İslam bize aslında medenileşmeyi değil, ümranlaşmayı emreder. Ümranlaşmak, yani insanın doğasını veya fıtratını terketmeden medenileşmesidir.

Bir medeniyetin gelişmişlik seviyesini belirleyen en önemli unsurlardan birisi de kendi kavramlarını üretip üretememesidir. Ümran belki de dünya tarihinde daha önce hiç kullanılmamış bir kavramdı ve bu kavramı bizim medeniyetimizin yetiştirdiği en büyük alimlerden İbn Haldun üretti. Fakat, daha sonra bu kavramı unutup yerine Batı’yı kopyalarcasına medeniyet kavramını devşirdik. Medeniyet kavramı üretilmiş bir kavram değil tamamıyla kopyalanıp başka renge boyanmış bir kavramdır.

Medeniyetimizin (Ümranımızın) gelişmişlik düzeyi kendi kavramlarımızı ürettikçe artacaktır. Bu kavramları üretebilmek içinse daha önceden üretmiş olduğumuz kavramları tekrar hatırlamamız icap eder. Bundan sonra ümran gibi irfan, ilim, arif, alim ve diğer bütün kavramlarımıza sahip çıkıp yeni kavramlar üretip ümranımızı geliştirmek en önemli vazifemizdir.
Yazarın Diğer YazılarıHüzüne de kedere de, doğuma da ölüme de çiçekler yolluyoruzEntelektüelin iktidar karşısındaki duruşuna İslami model önerisiGökçepınarlı bir filozof: Molla Hüseyin EfendiGöçmen algısının belirlenmesinde sosyal kimlik faktörüBaşörtüsü yasağı ve Batı Trakya üzerine bir incelemeGüncel HaberlerSaldırıya Uğrayan Türk Dostu Başkan Butaris'e Destek EylemiTürkiye'nin AB Bakanı Çelik'ten Yunanistan'a sert tepkiYunanistan'dan darbecilere "iltica hakkı" kararıİskeçe'de soydaş esnafa ait kozmetik dükkanına saldırı düzenlendiBİHLİMDER üyeleri iftarda buluştu
© MİLLET MEDYA 2018 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech