LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Batı Trakya’da yaptığımız COVID-19 anketi bize ne söylüyor10 Ocak 2021Salih Canbazscanbaz97@gmail.com

Bilindiği gibi 21 Aralık tarihinde Millet Gazetesi olarak Batı Trakya çapında bir anket çalışması düzenledik. Batı Trakya’da bir gazetenin anket çalışması yapması hiç de görülmüş bir şey değildi. Bu nedenle bir ilke imza atmış olarak bilumum azınlık basınının da benzer çalışmalar yapmaya başlamasını temenni ediyorum. Bunu söyledikten sonra, anketin yayılmasına yardımcı olan ‘Çok Geç Olmadan’ ekibine de müteşekkir olduğumu belirtmek isterim. 632 kişinin katıldığı anketin yaklaşık üçte birlik kısmını onlar sayesinde elde ettik.

Öte yandan azınlık basınına bunu tavsiye ettiğim gibi Yunanca yayın yapan basın organlarına da, tam olarak bu işi icra etmeseler de, en azından bu işin nasıl yapıldığını öğrenmelerini tavsiye ediyorum. Zira bazı medya organlarında yaptığımız anketi JASP isimli bir şirketin yaptığı yazılmış. Halbuki, analiz metinlerinin içerisinde JASP’ın bir nicel veri analiz programı olduğunu belirtmiştik. Herkesin anlayacağı şekilde konuşursak, anket sonucunu olduğu gibi yansıtmanın hiçbir anlamı yok. Anket bitiminde elimize geçen sonuçlar bize oldukça sınırlı bilgi sunar. Anket çalışmasında önemli olan, örneğin hangi bölgeden insanların COVID-19’a hangi oranda yakalandığını görebilmektir veya COVID-19 tedbirlerine uyma konusunda kadınların ortalaması ile erkeklerin ortalaması arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını ortaya koymaktır. Bu gibi ve buna benzer daha bir sürü analizi yapabilmek için ise JASP ya da SPSS gibi programlara ihtiyaç duyuyoruz. Anket verileri elimize analiz edilmiş şekilde gelmiyor, analizi bizzat araştırmacının kendisi yapması gerekiyor. Bunu açıklığa kavuşturduğumuza göre açık bir şekilde söyleyebilirim ki, söz konusu anketi JASP isimli bir şirket değil Millet Gazetesi yapmıştır.

--- -- ---

Şimdi ankete dair çıkarımlarımıza geçmeden önce anket kapsamında ne tür analiz sonuçlarına ulaştığımızı hatırlayalım: 1) Yakınlarını Kovid-19 nedeniyle kaybedenlerin salgına yakalanma korkusu artıyor, 2) Batı Trakya’da insanlar COVID-19’a yakalanınca salgının gerçek olduğunu görüyor, 3) Kadınlar COVID-19 tedbirlerine erkeklerden daha çok uyuyor, 4) Batı Trakya’da en çok vakalar İskeçe Balkan bölgesinden, 5) Batı Trakya’da aşıya en çok 55 yaş üstü güveniyor ve 6) Batı Trakya Türkleri aşıya karşı tereddütle yaklaşıyor.

Tabii ki, bu başlıkların dışında daha bir sürü analiz yapmak mümkündü fakat belli başlı meseleleri teşkil ettiğinden yalnızca bu 6 başlık üzerinde durduk. İlk olarak yakınlarını kaybedenlerin salgına yakalanma korkularının arttığını ve aynı şekilde öncesinde salgının bir yalan olduğunu düşünen insanların, hastalığa yakalandıktan sonra salgının gerçekliğine inanmaya başladığını görmüştük. Bu sonuç bize salgını ciddiye almamız gerektiğini açıkça belli ediyor. Maalesef ki, birçok insan bir yakınını kaybettikten sonra veya kendisi hastalığa yakalandıktan sonra işi ciddiye alıyor. Keşke korkmak ve tedbir almak için bir yakınımızı kaybetmek zorunda kalmasaydık.

Halbuki COVID-19 salgınında ve muhtemelen tarihteki birçok salgında hatta hayatımızdaki birçok işte önemli olan kendimizi değil herkesi düşünmek. Salgının gençleri görece daha az etkilemesi, onların “bana nasıl olsa bir şey olmaz, istediğimi yaparım” bilinciyle hareket etmelerine sebep oluyor. Burada önemli olan kendimizi korumaktan ziyade salgını bitirmek için gayret etmek. Bunun en önemli kanıtı da iki ülke ile ilgili vereceğim örnekte görülecektir. Bir taraftan, ABD’de her şeyi haz temelli yaşayan ve bir an olsun zevklerinden mahrum kalmamak adına ülkeyi en çok vaka ve ölüm sıralamasında zirveye taşıyan bir halk görüyoruz. İkinci olarak ise lisans dönemimden tanıdığım arkadaşımın yaşadığı Tayland halkını görüyoruz. Karşındaki insana gülümsememenin ayıp görüldüğü Tayland’da birkaç ay önce arkadaşımla konuştuğumda 70 milyonluk ülkede toplam vaka sayısı 4 binlerde, ölüm sayısı ise 60 küsurdu. Arkadaşıma bu başarının sebebini sorduğumda ise insanların gerçekten sorumluluk içinde hareket etmelerini söyledi. Dünyada bütün insanların aynı fazilete sahip olduğunu düşündüğümüzde salgını daha ilk başta durdurabilirdik belki de.

3. başlığımızda benzer endişe oranlarına rağmen, tedbirlere en çok kadınların uyduğunu görmüştük. Bu konuda katılımcılarla mülakat yapma imkânı olmadığı için net bir şey söyleyemesek de bunun başlıca sebebinin Batı Trakya’da kadınların çok fazla çalışmadığını, dolayısıyla erkekler dışarıda çalışırken mecburi olarak bir noktadan sonra tedbirleri aksatabildikleri söylenebilir.

4. başlıkta ise analizde de görüldüğü gibi İskeçe Balkan bölgesinde vaka oranının yüzde 28,5’e ulaştığı görülmektedir. Bunun kesin sebeplerini görmek için daha derinlikli çalışmalara ihtiyacımız var ancak sebeplerden öte mevcut durumun manzarasına dikkat çekmek gerek. Hiç şu sebepten, bu sebepten böyle oldu demeye getirmeyeceğim. Sadece yukarıda da zikrettiğim üzere kendimizi değil ötekini düşünelim. Hayatını kaybedenlerin yüzde 90’ından fazlasının 70 yaş ve üzeri olması bizi tedbirsizliğe sevk etmemeli. Benim ölme riskim düşük diye başkasının ölmesine izin vermeyelim. Ve aşı konusuna gelmeden önce şunu da bilelim ki, aşıyı bir kenarda tuttuğumuz takdirde biz ne kadar sorumsuz davranırsak pandemi o kadar uzayacaktır. O yüzden herkesi asgari sorumluluk bilincine davet ediyorum.

Aşı meselesine geldiğimizde öncelikle yaşlı insanların aşıya daha çok güvendiklerini görüyoruz. Bu muhtemelen insan belli bir yaşa geldikten sonra hastalığın kendisine zarar verme oranının yüksek olmasından kaynaklı olabilir. Fakat benim gibi gençlerin de komplo teorisi sıfatındaki herhangi bir habere çok fazla riayet göstermemesini salık veririm. Komplo teorileri çoğu zaman çok mantıklı görülse de, hayatında bir defa mantık dersi almış olsan insanın içerisindeki tutarsızlıkları rahatlıkla görebileceği teorilerdir. Mantık dersleri ilk başlarda sürekli “Bütün insanlar konuşur, Ali de konuşuyor, o halde Ali insandır” gibi önermeler üzerinden gider. Yukarıdaki önerme muhtemelen herkesin kabul ettiği bir önerme olacaktır. Fakat bir komplo teorisi şöyle bir önerme sunar: “Bütün insanlar nefes alır, Ali de nefes alıyor, o halde Ali insandır”. Bakıldığında sorunsuz bir önerme gibi gelir, tıpkı diğer komplo teorileri gibi, fakat hayvanlar da nefes alır, o halde Ali bir insan olmak zorunda değil, bir kedi de olabilir. Bütün komplo teorileri gibi aşıyla ilgili çıkan komplo teorileri de bu şekilde kurgulanmıştır. Teoriyi bilimsel kılan ise Ali’nin hayvan olmadığının da ispatlanmış olmasıdır. İşte bütün bilimsel teoriler bu şekilde bütün bilim camiasının ulaşabileceği bilimsel dergilerde yayınlanmaktadır.

Son ve en önemlisi, insanların aşıya tereddütle yaklaşması durumu. Aslında bununla ilgili söylenecek her şeyi yukarıda söyledik. Fakat, gördük ki araştırmayı JASP isimli bir şirketin yaptığını söyleyen bazı medya organları onca analizin içinde yalnızca bu analizi seçmiş ve azınlığın yalnızca yüzde 18’inin kesin olarak aşı yapmaya hazır olduğunu çarpıcı bir şekilde duyurmuş. Haklarını yemeyelim, diğer istatistik oranları da haber metninin içinde verilmiş, fakat şu bilinmektedir ki, günümüzde gazete haberlerinden anlaşılan şey büyük ölçüde başlıktan ve giriş cümlesinden ibarettir. Siz orada söyleyeceğinizi söylemişsinizdir, geri kalanı teferruattır. Bu durumda böyle bir girişle haber yapanlara tek bir şey söylemek gerek. Bir seçim anketi yapıldığını düşünelim. Yeni Demokrasi’ye kesin olarak oy vereceğini söyleyenler yüzde 20, SYRIZA’ya kesin oy vereceğini söyleyenler yüzde 30, tereddütte kaldığını söyleyenler ise yüzde 50 olsun. Böyle bir sonuç çıktığında, veriler halka bu şekilde sunulduktan sonra genellikle yüzde 50’lik oran da eşit bir şekilde partilere dağıtılır, bu durumda Yeni Demokrasi yüzde 45, SYRIZA ise yüzde 55 olacaktır. Fakat siz kalkıp, bunu bu şekilde değil de, insanların yalnızca yüzde 20’si Yeni Demokrasi’ye oy verecek diye yansıtırsanız, insanlar sizde art niyet arar. Velev ki, azınlık mensubu olan kimsenin aşı yaptırmadığını düşünelim. Doktorların söylediği gibi ülke genelinde yüzde 70’lik aşılama oranı yakalandığında, yüzde 1’lik kesimin aşı yaptırmamış olması ülke genelinde hiç ama hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Fakat ben, “Herkes kendi evinin önünü temizlediğinde, her yer pırıl pırıl olur” sözünün önemseyen biri olarak halkımızın bu konudaki sorumluluğunu yerine getireceğine de inanıyorum.

--- -- ---

Son olarak, anketle ilgili görüş, fikir, eleştiri, itiraz, öneri veya talepte bulunmak isteyen scanbaz97@gmail.com adresinden bana ulaşabilir.

Yazarın Diğer YazılarıBu bir ırkçılık karşıtlığı değildirDüşmanlıklar ve korkular üzerine inşa olmuş uygarlığın çocuğu: MacronEğitimde utanmak ve utandırmakBütün ülkelerin solcuları, birleşin!Sorunlarımızı çözmekle uğraşırken ihmal ettiklerimizGüncel HaberlerKabza kardeşlerden İskeçe’ye yeni bir “marka”29 Ocaklar bu yıl internet ortamında anılacakTarihte Bu Hafta: 25-31 OcakYunanistan'da koronavirüste son durumYunanistan, 18 savaş uçağı satın almak için Fransa ile anlaşma imzaladı
© MİLLET MEDYA 2021 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech